17 Aralık 2009 Perşembe

"göbekten"

"göbekten": "
Jan Van Eyck-
Jan Van Eyck- 'EVA'


15. yüzyılda yaşayan efsane ressam Eyck, Adem ile Havva tablosunda, epey kavisli kadın göbeğini, cazibenin temel öğesi olarak betimler.




Cazibeden ziyade,
İNSAN VÜCUDUNUN 'İKİ BEYNE' SAHİP OLDUĞU GERÇEĞİ ÇOK AZ KİŞİ TARAFINDAN BİLİNİR.

Daha doğru ifade ile, insan vücudu bünyesinde 'İKİ SİNİR SİSTEMİ' barındırır.
BİRİNCİSİ, merkez üssü beyin olan sinir sistemi.
İKİNCİSİ, dış etkenlere aynı şekilde cevap veren, tek farkı merkez üssü 'bağırsaklar' olan sinir sistemi.




Bu sinir sistemi nedeniyle mide, günlük yaşantıdaki tercihlerde ve duygusal yaşantıda aslında 'karar alma organı' görünümündedir.
'Midenin ekşimesi', 'Öfkeden midenin yanması' gibi günlük konuşma diline yerleşen deyimler ise, karın boşluğunun dış dünyaya gösterdiği tepkilerin bir yansımasıdır.




'Göbekteki beynin' dışarıyla mesaj alışverişinde bulunduğu, deneyimleri hafızasına kaydeder ve 'duygusal' bir organdır. Bu bölgenin, sindirim sistemi ile bağırsakların çalışmasını kontrol etmesinin yanı sıra, psikolojik sıkıntıları kolit, ülser, ishal ve gaz gibi tepkilerle dışa vurulur.

\

Karın, evrimini en hızlı tamamlayan vücut bölgelerinden biridir.
Birincil amacı beslenmek ve sindirmek olan yeryüzünün ilk canlılarının sinir sistemleri karın bölgesindedir.
Fiziksel fonksiyonlarını yerine getirebilmek için beyin merkezli bir sinir sistemine gereksinim duyan canlılar ise çok daha sonra ortaya çıkar.




devamını oku »

ilgili yazılar

bu yazı massay tarafından hafif.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.

etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

"

4 bin yıllık tohum canlandı

4 bin yıllık tohum canlandı: "Kütahya Seyitömer Höyüğü'nde yürütülen kazıda bulunan ve 4 bin yıl öncesine ait olduğu belirlenen 3 tohumdan biri toprağa ekildikten sonra çimlendi."

1 Aralık 2009 Salı

9 Kasım 2009 Pazartesi

07/08 11 2009 Yeni Foça Gezisi

http://img63.imageshack.us/g/pb070151.jpg/

1 Kasım 2009 Pazar

motosiklet gunu 30.10.2009



Bugün Motorumu aldım , evlilik masrafları için çok sevdiğim ybr yi satmıştım ama allah daha iyisini nasip etti 2900 km de 2009 model 3500 e 0 ayarında bir cbf 150 aldım
2400 pesin kalan 1100 tl yi 8 taksitle aldım , satan arkadaşa güvendim ve çok temiz bir motor aldım. 0 km cbf 150 4140 + plaka ruhsat 4400 e geliyor.

Noter masraflarım 174 tl tuttu ruhsatta 150 gitse 325 tl toplamda 3825 tl ve de satan arkadas ful depo ve orjinal kappa çantalı verdi bunlarıda eklersek 3700 e geldi
yani sonuç olarak toplamda 700 tl karım oldu ayrıca taksitli 2. el almak iyi oldu.

Çok söz oldu işte motorumun resimleri,

7 Eylül 2009 Pazartesi

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Saglikli Kalmanın 25 kuralı






1) FINDIK ORANINA DiKKAT

Fındığın yararları saymakla bitmiyor! Tam bir kalori tuzağı olsa da, aslında diyet sırasında metabolizmaya oldukça yardım ediyor. Ancak doğru oranda tüketildiği takdirde... Fındığın içeriğindeki iyi huylu yağlar, yağ yakan genlerin çalışmasını hızlandırırken, diğer yandan yağ depolayan genlerin de çalışmasını yavaşlatıyor.

2) KARBONHİDRATLARLA YAĞLI GIDALARI KARIŞTIRMAYIN

Why Do You Overeat (Neden Aşırı Yiyorsunuz) kitabının yazarı Zoe Harcombe; yağlı gıdalar ile karbonhidratların aynı öğünde tüketilmemesi gerektiğinin altını ısrarla çiziyor. "Vücudunuza enerji sağlayan ve en kolay tüketilen besin karbonhidratlardır. Vücut hemen bu besin ile enerji ihtiyacını karşılar ama ne yazık ki bir kısmını da aynı öğünde yiyeceğiniz yağlı gıdaların yağını depolamak için de saklar" diyen doktor, bu ayrıntıya çok dikkat etmemiz gerektiğini de vurguluyor.

3) ALTERNATİF EGZERSİZLER YARATIN

Kadınların favori egzersizlerinden biri hiç şüphesiz kardiyo... Genellikle de yarım saatlik bir yürüyüşün ardından yapılan beş, on dakikalık ağırlık çalışmasının da yeterli olduğu varsayılıyor. Evet; bu şekilde kalp atışlarınızın dengelendiği ve metabolizmanızın hızlandığı doğru. Ancak bu bir rutine dönüşmemeli ve başka egzersizleri de denemelisiniz. Örneğin bir saat bisiklete binmek ya da yüzmek gibi...

4) KAHVALTINIZI KRALLAR GİBİ YAPIN

Yapılan bir araştırmaya göre kahvaltıyı es geçenler, geçmeyenlere oranla daha kilolu. Çünkü iyi bir kahvaltı metabolizmamızın hızlı bir şekilde çalışmasını sağlıyor ve kahvaltıda tükettiklerimiz bizi tok tutuyor. Ayrıca gün içerisinde sarf edilen enerji ile de yenileni yakma şansına da sahibiz.

5) EGZERSİZ ZAMANLARINI DOĞRU SEÇİN

Regl olmadan önceki iki hafta boyunca yapacağınız her egzersiz daha fazla yağ yakmanızı sağlar. Çünkü bu dönemde metabolizmanız yüzde 8 oranında daha hızlı çalışır.
) SAKİNLEŞMEYE ÇALIŞIN

Kötü bir günün sonunda; eve stresli ya da mutsuz dönüldüğünde metabolizma tatlı besinler tüketilmesi için adeta beyne özel sinyaller gönderiyor. Zira stres, kortizolun hormonunun aşırı üretimine neden oluyor ve bu hormon da tatlı besinler tüketme isteğimizi körüklüyor. Bu gibi durumlarda tatlı tüketmek yerine spor yapmayı tercih edenler de var. Ancak ne yazık ki egzersiz yapmak kortizol seviyesini daha da artırıyor. Bu yüzden egzersizle birlikte yoga gibi ruhu dinlendiren sporlara yönelmeyi de ihmal etmemelisiniz.

7) PROTEiN TÜKETİN

Ünlü modellerle diyet üzerine yapılan olan röportajların hepsinde birçok kişi bol bol protein tükettiğini dile getiriyor. Çünkü protein vücuttaki ince kasların oluşumunu hızlandırıyor, bu kaslar da kalori yakınımı tetiklivor ve yağ biriktiren hücreleri enerjileriyle savaşa çağırıyor. Bu yüzden gün içinde içerisinde protein içeren içecekler tüketmeye özen göstermelisiniz.

8) ZAYIF ARKADAŞLARINIZ OLSUN

Bu kulağa pek de hoş gelmeyebilir fakat uzmanlar kilo vermek için çok yardımcı olduğu konusunda ısrarcılar. Zira diyet yaparken zayıf kişilerle zaman geçirdiğinizde ister istemez yağlı yiyecekler tüketmek zorunda da kalmıyorsunuz. Yapılan sosyolojik araştırmalara göre arkadaşlarınızın yeme içme alışkanlıkları da kişiyi bütünüyle etkiliyor. Bunu bir tür etki tepki olarak da düşünmeniz mümkün...

9) BOL BOL AĞIRLIK KALDIRIN

Evet; spor salonlarında ağırlık kaldıran kadınlara tanıklık ediyoruz ama nedense bu ağırlıklar oldukça hafif oluyor, dolayısıyla da vücutta herhangi bir değişikliğe de neden olmuyor. Eğer vücudunuzun biraz daha kaslı görünmesini istiyorsanız, ağırlığı artırın. Bu şekilde vücudunuzun yağ yaktığını ve metabolizmanızın daha hızlı çalıştığını da unutmayın.

10) İLK SİPARİŞİ SİZ VERİN

Arkadaşlarının düşünceleri, diyet yapan kişiyi hem olumlu hem de olumsuz etkileyebiliyor. Bu yüzden diyet yaparken eğer dışarıda yemek yiyecekseniz ilk siz sipariş siz verin, böylece diyet yapmayan arkadaşlarınızın siparişlerinden etkilenmemiş olursunuz.
11) HİNDİSTAN CEVİZİNİ DENEYİN

Düzenli bir şekilde spor yapıyor ve sağlıklı besleniyorsanız yağ tüketimi için Hindistan cevizi yağına ya da Omega-3'e başvurabilirsiniz. Bu besinler ile vücudunuz daha fazla yağ yakma şansına sahip olur. Ayrıca doktorlar Hindistan cevizinin kilo vermeye yardımcı olduğunu ve metabolizmayı hızlandırdığı da dile getiriyorlar.

12) ÖĞÜNLERİNİZİ DENGELEYİN

Yapılan araştırmalara göre her gün aynı miktarda kalori alırsanız, kendinizi daha iyi hissediyor ve yemek yerken pişman olmuyorsunuz. Bazı kişiler bir gün aç kalmayı tercih ederken, ertesi gün yüksek miktarda kalorili yiyecekler tüketiyorlar. Bu da ne yazık ki açlık sınırında sorunlar yaşatıyor. Daha hızlı bir şekilde doymak için öğünlerinizi dengelemeyi unutmayın.

13) DİYET İÇECEKLERDEN VAZGEÇİN

Kısa vadede her ne kadar kalori almanızı engelleseler de diyet içecekler, uzun süre tüketildiği zaman kilo almanıza neden olabiliyorlar. Çünkü şeker, beyninizi yakılması gereken kaloriler olduğuna dair uyarıyor. Ne zaman ki şekerli içecekler tüketmekten vazgeçiyorsanız, beyin de artık uyarılamıyor. Bu yüzden siz farkında olmadan daha fazla yemek tüketiyorsunuz.

14) DÜŞÜNCE YAPINIZI DEĞİŞTİRİN

Diyet yaparken psikolojiniz ve düşünce yapınız çok önemli. Çok kilo aldığınız zaman moraliniz bozuk olduğundan metabolizmanız harekete geçiyor ve sizi tatlı tüketmeye teşvik ediyor. Oysa kendinize güvenirsiniz daha hızlı kilo veriyorsunuz. Bu nedenle kilolu bir kişinin estetik olmadığı düşüncesinden de kesinlikle vazgeçmeniz gerekiyor.

15) DÜZENLİ UYUYUN

Uykusuzluk metabolizmanızı kötü yönde etkilerken, iştahınızı artırıyor ve 'doydum' mesajını veren hormonlarınızın azalmasına neden oluyor. Araştırmalara göre her gün altı saatten az uyuyanların yüzde 27 oranında obez olma ihtimali bulunuyor.
16) TABAĞINIZDAKİLERİN HEPSİNİ YEMEYİN

Heroes'ın starlarından Hayden Panettiere, bir röportajında tabağındaki yiyeceklerin sadece dörtte birini tükettiğini, ardından da yirmi dakika mola verdiğini dile getiriyor. Diyet Uzmanı Dr. lan Campbell; "Beyninizin doyduğunuzu algılaması yirmi dakika sürüyor. Bu yüzden öğünler arası molalar vermek son derece mantıklı bir hareket olur" diyerek öğünler ve hatta yemek arasında mola vermeniz gerektiğini dile getiriyor.

17) BOL SU İÇİN

Her doktor suyun diyet için olmazsa olmazı olduğunu belirtse de ne yazık ki bazı kadınlar suyun şişkinlik yaptığını düşürdükleri için bundan kaçınıyorlar. Oysa su olmadan böbrekleriniz çalışmıyor ve yardıma karaciğerlerinizi çağırıyor. Oysa karaciğer, yağ yakımında böbrekler kadar etkili değil. Hatta yağı vücutta depolamakta... Bu da kilo almanız için güçlü bir neden.

18) SLOGANLARA DİKKAT EDİN

Marketlerde satılan gıdalar ile içeceklerin paketleri, müşterileri etkilemek üzere hazırlanıyor. 'Katkısız besinler', 'Tuz seviyesi düşük' ya da 'Az yağlı' gibi sloganlar sizi satın almaya teşvik etmek için özellikle yazılıyor. Bu tuzağa düşmemelisiniz! İçeriklerini mutlaka dikkatle incelemeli ve diyetinize uygun olup olmadığını kontrol etmelisiniz.

19) SÜTTEN HİÇBİR ZAMAN VAZGEÇMEYİN

Süt ürünlerindeki kalsiyum, vücudunuzdaki yağın donmasını sağlıyor. Böylece kilo almanız yavaşlıyor. Bu yüzden günde iki kez yağ oranı düşük süt ve süt ürünleri tüketmeniz çok önemli.

20) DİKKATLİ ÇİĞNEYİN

Genelde yumuşak yiyeceklerin tüketilmesinin daha sağlıklı olduğu düşünülür, oysa tam tersi diyet yaparken çiğnenmesi zor olan yiyecekleri tüketmelisiniz. Örneğin köfte yerine bifteği ya da muz yerine elmayı tercih etmelisiniz. Çünkü sert yiyecekleri tüketirken enerji harcıyorsunuz, bu da daha çabuk doymanızı sağlıyor.
21) YEMEK ÖNCESİ SİRKE İÇİN

Pek de iştah açıcı gelmeyebilir fakat sirkenin diyet için yararları oldukça fazla. En büyük yararlarından biri ise açlık hissini azaltması. Heidi Klum ve Cindy Crawford sirkeyi yanlarından ayırmıyorlar. Böylelikle de yediklerini kısa sürede yakma şansına sahip oluyorlar.

22) YİYECEKLERLE ARKADAŞLIK KURUN

Düzenli bir beslenme alışkanlığı geliştirmek için, yiyecekleri sevdiklerinize ve sevmediklerinize göre ayırmak yerine onlarla arkadaş olmaya çalışmalısınız. Aç kalmak yerine günlük besin ihtiyaçlarınızı gidererek kilo almadan da yaşayabilirsiniz.

23) YEDİKLERİNİZİ UNUTMAYIN

Gün boyu yediklerimizi unuttuğumuz için dengesiz bir şekilde besleniyoruz. En son araştırmalardan birine katılan on kadın, 24 saat boyu izlenmiş ve her gün hesapladıklarından yaklaşık 300 kalori daha fazla tükettikleri ortaya çıkmış. Daha sağlıklı bir diyet için kendinize günlük tutabilirsiniz. Her öğünden sonra bir deftere yediklerinizi ve kalorilerini yazarak kendinize bir akıl defteri tutabilirsiniz.

24) GREYFURT KOKLAYIN

Seksi vücuduyla dikkat çeken Jennifer Lopez'in diyetisyeni Richard Giorla; greyfurt yağının kokusunun zayıflamaya faydası olduğunu söylüyor. Yağın içerisindeki aroma böbreğinizdeki enzimleri etkiliyor ve yağların parçalanmasını sağlayan sinirlerin harekete geçmesini sağlıyor ve vücudunuzdaki yağ oranı azalıyor.

25) KENDİNİZİ OYALAYIN

Genellikle boş kaldığınızda gereksiz yere abur cubur tüketiyorsunuz. Böyle durumlarda kendinizi oyalamanızda fayda var. Özellikle de ellerinizi... Telefon açabilir, yazı yazabilir, oje sürebilir ya da arkadaşlarınızla sohbet ederek elinizi yemeklerden uzak tutabilirsiniz.

16 Mart 2009 Pazartesi

ask her derde deva

Daha düşük tansiyon, daha az soğuk algınlığı, daha iyi stres yönetimi… Bunlar sadece başlangıç, gelin aşkın sağlığınızı ne kadar olumlu etkilediğine hep birlikte bakalım!

Emel Sayın 1974 yılında Mavi Boncuk adlı şarkısında “şu dünyada sevgi büyük ihtiyaç” derken haklıydı. Yıl 2000’lere geldiğinde hala insanlar sevgiye ve aşka ihtiyaç duymaktadır ve her zaman duymaya devam edecektir. Aşk ve sağlık şaşırtıcı bir şekilde birbirine bağlanmış durumdadır. Güzel bir ilişki kurduğumuzda, bunun ödülü gerçekten de çok büyüktür. Fakat ödül dediğimizde bahsettiğimiz içinizde kelebekler uçuşması gibi romantik bir durum değil, sağlığınızı etkileyen bir durumdur.
Yoğun ve tutkulu bir romantizmin sağlığa olan yararlarıyla ilgili bir kanıt yoktur. Aşık insanlar hem muhteşem hissettiklerini hem de aşkın aynı zamanda acı verici bir duygu olduğunu söylerler. Bütün bu inişler ve çıkışlar stresin kaynağı olabilir.

Sağlığınızı olumlu olarak etkileyecek olan daha sakin ve daha istikrarlı bir aşktır. Uzmanlar uzun süreli ve mutlu birliktelikleri olan insanların sağlıklarına daha fazla dikkat ettiklerine ve sağlıkla ilgili tedbirlerin birçoğunu uyguladıklarına dair kanıtlar olduğunu söylemektedir.

Bu alandaki araştırmaların çoğu evliliklere yoğunlaşmıştır fakat bu avantajlar sevgiliye, anneye, babaya ya da bir arkadaşa duyulan sevgiyi de içerebilmektedir. Buradaki püf nokta kendini başka bir insana bağlı hissetmek, ona saygı duymak, başka birinin sana değer verdiğini bilmek ve aidiyet duygusudur. Şimdi RealAge olarak size aşkın ve sağlığın birbirine bağlı olup olmadığını inceleyen araştırmaların gösterdiği 10 durumdan bahsedeceğiz:

1. Daha Az Doktora Gitmek

Amerika The Health and Human Services Department sağlık ve evlilik üzerine birçok araştırma yapmıştır. Raporların sunduğu bulguların en çarpıcılarından birine göre evli insanlarda hastanede kalma ortalaması daha kısa ve evli insanlar daha az doktora gidiyor.

Aşk ilişkilerinin sağlık için neden yararlı olduğunu gerçekte kimse bilmemektedir. Bunun en mantıklı cevabı insanoğlunun yaratılışında sosyal gruplar oluşturarak birbirine bağlı bir şekilde yaşamak olduğu ve bu olay gerçekleştiğinde de biyolojik sistemlerin etkilendiği olabilir.

Bir başka teori de mutlu ilişkileri olan insanların kendilerine daha iyi baktıklarıdır. Bir eş ağız sağlığınızı gerçekten düzgün bir şekilde yapmanızı sağlayabilir. Yakın bir arkadaş sizi daha fazla tam tahıllı besin yemeniz konusunda ikna edebilir. Zamanla, bu güzel alışkanlıklar sayesinde hastalıklara daha az yakalanırsınız.
2. 2. Daha Az Depresyon ve İlaç Kullanımı

Health and Human Services raporu evlenmenin ve evli kalmanın kadınlarda da erkeklerde de depresyonu azalttığını göstermektedir. Bu bulgu hiç de şaşırtıcı değildir, çünkü sosyal soyutlanma yüksek depresyon oranlarıyla yakından ilgilidir. İlginç olan evliliğin özellikle genç yetişkinlerde aşırı alkol ve ilaç kullanımını azaltmaya teşvik ettiğidir
3. Daha Düşük Kan Basıncı

Mutlu bir evlilik tansiyon için çok yararlıdır. Bu sonuç Annals of Behavioral Medicine’deki bir araştırmadan elde edilmiştir. Araştırmacılar mutlu bir evliliği olan insanların en iyi kan basıncına sahip olduğunu bulmuştur. Onları bekar insanlar izlemektedir. Mutsuz evliliği olan katılımcılar ise en kötü tansiyona sahip insanlardır.

Bu da evliliğin sağlığı çok önemli bir açıdan etkilediğini göstermektedir. Sağlığınızı etkileyen evlilik gerçeği değil evliliğinizin niteliğidir. Bu da diğer pozitif ilişkilerin aynı faydaları sağlayabileceğini desteklemektedir. Gerçekte mutlu evliler kadar olmasa da sosyal açıdan aktif bekar insanların da kan basıncı iyi düzeydedir.
4. Daha Az Kaygı

Konu endişeye geldiğinde, sevgi dolu istikrarlı bir ilişki romantizmden daha üstündür. Amerika New York Devlet Üniversitesi uzmanları aşık insanların beyinlerine bakabilmek için fonksiyonel MRI taraması kullanmışlardır. Araştırmacılar bu yolla tutkulu yeni çiftlerle birbirlerine çok güçlü bağlarla bağlı uzun süreli ilişkileri olan çiftleri karşılaştırmışlardır. Her iki grup da beyinlerinin yoğun aşkla ilgili bölümünde aynı etkinleşimi göstermiştir. Bu bölüm kokaine ya da çok para kazanmaya cevap veren dopamin yüklü alandır. Fakat beynin diğer bölümlerinde çok çarpıcı farklılıklar mevcuttur. Uzun süreli ilişkilerdeki insanlar bağlanma ile ilgili alanlarda hareketlenme göstermiştir ve beyinlerinin endişe üreten bölümlerinde daha az aktifleşme olmuştur.

Bu araştırma 2008 yılında “Society for Neuroscince” konferansında sunulmuştur.
5-Doğal Ağrı Kontrolü

Fonksiyonel MRI çalışması uzun süreli ilişkilerin çok büyük bir avantajını daha ortaya koymuştur. Bu çiftlerin beyinlerinin acıyı kontrol altında tutan bölümü daha fazla etkileşim göstermiştir.

CDC(hastalık kontrolü merkezi) raporu bu bulguyu tamamlamıştır. Araştırmadaki 127.000’den fazla yetişkin ve evli insanın baş ağrısı ya da bel ağrısı gibi şikayetlerinin daha az olduğunu ortaya çıkmıştır.

Amerika’da yayımlanan Psychological Science dergisindeki küçük bir araştırmada bir hile yapılmıştır. Araştırmacılar 16 evli kadını, onlara elektrik şoku verileceğini söyleyerek tehdit etmişlerdir. Kadınlar eşlerinin ellerini tuttuklarında beyinin stresle ilgili bölümleri daha az aktifleşmiştir. Evlilik ne kadar mutluysa etki de o kadar mükemmeldir.

6- Daha İyi Stres Yönetimi

Aşk acıyla başa çıkmaya yardımcı olabiliyorsa, stresin diğer türlerini nasıl etkilemektedir? Sosyal stres ve stres yönetimi arasında bir bağlantı olduğuna dair kanıtlar vardır. Eğer bir stres etkeniyle karşı karşıyaysanız sevdiğiniz birinin desteğini alın, böylece bu stresi daha kolay yenebilirsiniz. Örneğin işinizi kaybettiyseniz, eşiniz sizi desteklemek için yanınızdaysa bu hem duygusal hem de finansal açıdan yardımcı olacaktır.

7- Daha Az Soğuk Algınlığı

Aşk dolu ilişkilerin stresi, kaygıyı ve depresyonu azaltabildiğini ve bağışıklık sistemine de destek verebileceğini daha önce söyledik. Carnegie Mellon University uzmanları olumlu duygular içinde olan insanların soğuğa ya da grip virüsüne maruz kaldıktan sonra daha az hasta olduklarını belirmiştir. Psychosomatic Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırma mutlu ve sakin insanlarla kaygılı, saldırgan ve depresif görünen insanları karşılaştırmıştır.

8- Daha Çabuk İyileşme

Pozitif ilişkinin gücü bedensel yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlayabilir. Ohio Üniversitesi Medikal Merkezi uzmanları evli çiftlerde yaralar oluşturmuşlardır. Yaralar birbirlerine sıcak davranan çiftlerde birbirlerine düşmanca yaklaşan çiftlerle kıyaslandığında neredeyse iki kat daha çabuk iyileşmiştir. Araştırma Archives of General Psychiatry dergisinde yayımlanmıştır.

9. Daha Uzun Hayat

Araştırmaların büyük bir çoğunluğu evli insanların daha fazla yaşadığını gösteriyor. En büyük araştırmalardan biri 1990’larda 8yıllık bir süre boyunca evliliklerin ölüm oranına olan etkilerini incelemektedir. National Health Interview Survey’den veriler kullanarak hiç evlenmemiş insanların evli insanlardan %58 daha fazla öldüğünü bulunmuştur. Evlilik hayattaki zorluklarla birlikte savaşarak ve karşılıklı destekle, finansal yararlar ve mutluluk kaynağı olan çocuklarla daha uzun bir hayata katkıda bulunur.

Bunun yanında, duygusal bir açıklama da vardır. Evlilik insanlardaki diğerlerinden soyutlanma duygusunu engelleyerek onları ölümden korur. Yalnızlık, bu neden her ne olursa olsun ölüme sebep olan etmenlerle ilişkilidir. Diğer bir deyişle, evli insanlar daha çok yaşarlar, çünkü her zaman sevgiyi ve bağlılığı hissederler.
10. Daha Mutlu Hayat

Aşkın en büyük yararının sevinç olduğu çok açık bir gerçektir. Fakat araştırma bu bağın nasıl bu kadar güçlü olduğunu gösterebilmek için yeterli değildir. Journal of Family Psychology’deki bir araştırma mutluluğun ailedeki gelirden çok aile ilişkilerinin niteliğine dayandığını göstermiştir. Bu yüzden aşkın gücünün en azından bazı durumlarda paranın gücünü yendiğine dair bilimsel bir kanıt vardır.
İlişkinize İyi Bakın

Somut faydalar sağlayabilecek sevgi dolu bir ilişki geliştirmeniz için, RealAge olarak size bir kaç önerimiz var:

• Depresyondaysanız ya da sürekli endişeliyseniz tedavi olun.
• İletişim becerilerinizi geliştirin ve bir anlaşmazlığı çözmeyi öğrenin.
• Günlük hayatınızda mutlu ve mutsuz olayları sevdiğiniz insanla paylaşın.
• Birbirinizin başarılarını kutlayın.

Son olarak, eşinize ya da sevgilinize kötü zamanlarında destek verdiğiniz gibi mutlu günlerinde de onun yanında olmayı ihmal etmeyin. Unutmayın, acı paylaşıldıkça azalır, sevinç paylaşıldıkça çoğalır.

3 Mart 2009 Salı

http://translate.google.com

http://translate.google.com cok super bir yer,
Tüm dokumanlarinizi çok kolay bir şekilde ingilizceye veya ingilizceden türkçeye çevirebiliyorsunuz

tşkler

23 Şubat 2009 Pazartesi

KADIN DİLİ

KADIN DİLİ

Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, "Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim." dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe' yle üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya çıkıyor.
—Kadınların ayrı bir dili mi var?
—Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe' yi öğrenmeli.

İyi de niye Bükçe?
—Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını ;Bükçe" koydum.
-"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.
—Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum" diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum" un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.
-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar?
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?" diye canları sıkılır.
-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. "Niye düşünmedin?" diye kızıyor bana.
-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oğlum, Bükçe' yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
-Hazırım baba.
-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana "Bugün bir elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığından başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
-Hikaye dili yani.
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.
-Ne alakası var baba "seni sevmiyorum" demekle "kısa anlat" demenin?
-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
-Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.
-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?
-"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."
-Peki ne demem gerekiyordu?
-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup "Ağır mıyım?" derse sakın; Evet, biraz" falan deme "Hayır" de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
-Ve asla unutmazlar, değil mi?
-Aynen öyle. Yıllar önce annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama "Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne vurmayacaksın.
-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun?" Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok mu geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum" demek istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?" demedim.
-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir şeyler getir yiyelim." demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.
-Bu Bükçe' de kısa konuşma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, "Neyin var?" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
-Bükçe' de "Hiçbir şey yok." demek ";Çok şey var, benimle ilgilen." demek oluyor, o zaman.
-Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.
-Bir arkadaşım da "Kadınların 'Peki.' demesi tehlikelidir" demişti.
-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir 'peki', 'olur', 'tamam' her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe' de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay değil ama.
-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
-Küçük ama önemli detaylar.
-Aynen öyle. Mesela karın "Üşüdüm." diyorsa, "Üstünü kalın giy." demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe' yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
-Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap." diye anlarlar.
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil bakalım.
-"Seni seviyorum." herhalde.
-Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler "Söylemiştim, zaten biliyor." diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.
Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.



Sema Maraşlı'nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından....

1 Ocak 2009 Perşembe

BİO-ENERJİ NEDİR?


BİO-ENERJİ NEDİR?

Doğal olan bir enerjidir. Yani yaşamımız için gerekli olan hayati enerjidir. Bilim insan organizmasının yalnız moleküllerden oluşan fiziksel bir yapıya sahip olmadığını tüm kainatta olduğu gibi bir enerji alanına sahip olduğunu doğrular.Vücut içinde devamlı titreşen ,düşük voltajlı bir elektromanyetik akım vardır.Bu akım fiziksel bedenle sınırlanmamıştır. Böylece bir bedenden diğerine akış yapabildiği gibi ,insandan maddeye de akış yapabilir.Yani oturduğuz koltuğa,giydiğiniz kıyafetlere ,taktığınız takılara ve kullandığınız her şeye akış yapabilir. Sağlıklı bir bedende negatif enerji bulunmaz,eğer hastalık varsa veya kişi hep olumsuz,pesimist ve beyninde kısır döngülerle yaşıyorsa negatif enerji üretmeye başlar.İşte o zaman birçok hastalıklara zemin hazırlanmış olur. Ayrıca negatif olan bir insan mutsuzdur, sürekli mutsuzluksa beraberinde depresyonu getirir. Pozitif enerji vücudumuza ÇAKRA denilen enerji merkezlerimizden girer. Bizim için üç enerji çok önemlidir .Birtanesi Kozmik enerjidir.,biz doğadan yani güneş,ay,hava ,su , toprak ve bitkilerden KOZMİK enerji alırız.Diğerleri Rab ve Rahman enerjisidir ki ,bu, Tanrı’nın biz istemeden sunduğu veya dualarımız sonucu pozitiflenerek bize sunulan enerji şeklidir.İşte bu üç enerjinin vücudumuza tam girebilmesi için içimizde KİN,NEFRET;ÖFKE ve AFFEDEMEMEZLİK duygularının olmaması lazımdır.Eğer bu duygulardan bir tanesi bile varsa bu enerjiler vücudumuza giremez ve biz hasta ve

ENERJİYİ GÖREBİLİRMİYİZ?

mutsuz olmaya başlarız. Güneşli bir günde gözlerinizi havaya dikerek boşluğa uzun bir süre bakın .Gözünüzün önünde hareket eden beyaz kürecikler göreceksiniz işte bunlar Orgon denilen enerji cisimcikleridir.Açık ve güneşli havada bu cisimciklerin daha hızlı hareket ettiklerini görebilirsiniz. Günümüzde Kirlian adı verilen özel fotograf makineleriyle enerji alanları görüntülenebiliyor.Örneğin; ağacın dalında duran büyükçe bir yaprağın bu makineyle çekilen fotoğraflarında,yaprağın aurasının mavimsi su renginde olduğu görülüyor daha sonra yaprağın ucundan bir parça koparılıp tekrar resmedildiğinde kopuk olan yerin kızılımsı kahve bir renk almış olduğu görülüyor bu renk değişimi bize o bölgenin aurasının değişmiş olduğunu gösteriyor ama bir müddet sonra tekrar resmi çekilen yaprağın aurasının ilk baştaki rengi yansıttığı görülüyor.. Yani enerjiyi görüyoruz.Aynı insanlarda olduğu gibi… Stres anında auramız bozuluyor ama bunu kısır döngüye çevirmezsek hemen düzeliyor.

ENERJİYİ NASIL HİSSEDEBİLİRİM?

Eğer farkındaysanız her an hissediyoruz.Yeni tanıştığınız bir insanı düşünün, ya birden onu çok seversiniz onunla beraber olmaktan zevk alırsınız veya anında size çok itici gelir ve onunla beraber olmamak için bahaneler yaratırsınız.Bu bir akım çekişmesidir.Negatif insanlar hep karşılarındakileri iterler onun içinde iş başvurularında ,yeni başladıkları işlerde ve buna benzer çok olayda ( neden benim işlerim hep bozuluyor) veya( ben ondan daha iyiydim neden o tercih edildi )gibi sorularla yaşarlar. Bazen yeni bir yere girdiğinizde içinizde bir huzur hissedersiniz, orada uzun bir süre kalmak istersiniz . Bazen ise bu çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın evi bile olsa o mekan sizi boğar uzun süre orada oturamazsınız hemen oradan gitmek istersiniz .Öyle insanlarla tanıştımki bu hısleri kendi evlerinde de duyuyorlardı ve evlerinden nefret ediyorlardı. . Daha sonrada saçma sapan insanlara kanıp bu evde muska var bana büyü yapıldı diye huzursuzluklarını çözümsüz hale getiriyorlardı. Asıl muskanın kendileri olduklarını,evlerini,iş yerlerini sürekli beyinlerinde negatif enerji üretip negatiflediklerini fark edememişlerdi. Diyelim sorunlarınız var ve çözüm getiremiyorsunuz veya diyelim ki öyle bir kafa yapısına sahipsinizki hep korku ve kuşkularla yaşıyorsunuz ,bardağın hep boş tarafını görüyorsunuz, her şeyden hep şikayet ediyorsunuz ,hep mutsuzsunuz ve etrafınıza da sevgi değil mutsuzluk saçıyorsunuz,kibirlisiniz,doğrular yalnız sizin doğrularınız, inatçısınız hasetsiniz ve bencilsiniz, .Sizin gibi bir arkadaşım olsun asla istemem.Çünkü ben sizi görünce bu huylarınızı yaydığınız enerjiden hemen anlarım ama hemen anlayamayanlar bile bir müddet sonra sizden uzaklaşır sebebini bilmeseler bile..O zaman işlerim neden bozuk, hep olumsuz şeyler benim başıma geliyor diye soracağınıza ben ne yapıyorum hayatımı neden istediğim gibi yaşayamıyorum,nasıl değişebilirim diye sorun.Eğer çok çaresiz ve çıkış yolu bulamıyorsanız beni arayın sizin gibi insanları değiştirmekle geçti ömrüm..Böyle bir insanın evinde ve işyerinde oturduğu koltuğun onun negatifiyle nasıl yüklendiğini bir bilseniz oraya yanlışlıkla oturmanızın dahi size neler yapabileceğini tahmin bile edemezsiniz. Yani tüm eşyalar sahibinin enerjisini yüklenir ve bunu titreşimler halinde yayar.

EVİNİZDEKİ OLUMSUZ OBJELER

Her akşam evinizde aynı koltuğa oturursunuz . Günün yorgunluğunu,sterslerinizi beyninizdeki tüm olumsuz düşünceleri hep o koltuğa yansıtırsınız,bazen mutluyken bile oturduğunuzda birden yine içinizi tarifsiz bir huzursuzluk kaplar sebebini anlayamazsınız. Oysa negatif enerjinizle yüklediğiniz bu koltuk size sizin enerjinizi yansıtmaya başlamıştır.İşte evinizi nasıl pozitifliyebileceğinizin reçetesini ilerleyen sayılarda size detaylı anlatacağım. Evimizin süsleri biblolarımız, tablolarımız çeşitli süs eşyalarımız.Bunları siz mi aldınız yoksa size hediye mi geldiler.Hediye iseler kimler getirdi bir düşünün.Getirenler mutlu ,sevgi dolu iyi niyetli kişiler mi yoksa kıskanç,negatif,mutsuz veya o sırada büyük bir sıkıntı yaşayan kişilermi.Bu çok önemli çünkü olumsuz kişilerin getirdikleri hediyeler bile sürekli evinizde negatif enerji yayarlar. Bir gün çok sevdiğim bir asistanımın ablasının evine gitmiştim.Salona girince şöminenin üzerindeki antika bir ayna beni öyle bir çarptı ki nefesim daraldı.(Bu yeni mi) diye sorduğumda (evet) dedi.(peki işlerinizde bir bozulma evde bir huzursuzluk varmı bu sıralarda )diye sorunca kızcağız ağlamaya başladı.( Bir aydır ailece bu salonda oturamaz olduk,eşimin işleri çok bozuldu çok sıkıntıdayız )dedi.( Peki bu ayna ne zaman geldi) diye sorunca .Tarihten bu aynanın eve girmesiyle tüm olumsuzlukların başladığını anladım.Aynayı pozitifledikten sonra hepimizin içinde bir rahatlama oldu ve ayna artık beni akımıyla rahatsız etmedi.Biz bu işlerle uğraşırken saat yaklaşık 15 00 sularındaydı.Akşam arkadaşım beni telefonla aradı ( eşim saat 18.00 de eve geldi okadar neşeliydi ki merak ettim.hayrola deyince hani bir iş vardı birtürlü sonuçlanamıyordu saat 15.00 de haber geldi o iş oldu.Artık kurtulduk,Biliyormusun uzun zamandır oturamadığımız salonda bu akşam ilk defa keyf ve huzurla oturduk.)Bu tür olayları o kadar çok yaşadım ki…Ben antikalardan çok korkarım çünkü hiçbir değerli eşya zevk için satılmaz ya ölümler yada iflaslar vardır arkasında.Ne olumsuzluklar yaşanmış ve ne kadar negatif enerji sinmiştir üzerlerine. Peki bu eşyaları almayacak mıyız , kullanmayacak mıyız?

OLUMSUZU OLUMLUYA ÇEVİRİN

Tabii ki alacağız ve evimizin en güzel köşesine koyacağız ama onların negatiflerini yok ettikten sonra. Nasıl mı ? Bazılarınız kurutulmuş çiçeklere meraklıdır ama bilirsiniz ki ölü bitkiler negatif enerji yayarlar ve ayrıca çok toz tuttukları içinde temizlenme şansları olmadığından negatifi sürekli tutarlar. Çalışma odanız veya iş yeriniz aydınlık, huzur verici olmalıdır. Hafif bir müzik, ortamı rahatlatır. Çok sık tozu alınmalı ve koyu renkli mobilyalar yerine canlı renkler tercih edilmelidir. Çünkü canlı renkler insanın enerjisini artırır. Suda iş hayatınızdaki iş veriminizi etkiler. Çalışma odanıza girince sol tarafta bir akvaryum ve içinde Japon balıkları enerji açısından çok olumludur. Personelinizi seçerken güler yüzlü pozitif olmalarına dikkat etmeniz lazımdır ki işleriniz iyi gitsin. Problemli,suratsız hep şikayet eden insanlarla çalışmak öyle bir negatif enerji yaratır ki müşterileriniz ofisinizi ve sizi hep itici bulur ve bu yüzden hep (en iyisi bizdik neden işi alamadık) diye düşünürsünüz…. Yatak odanız çok önemlidir; çünkü sekiz saat sürekli içinde bulunduğunuz ev ortamı eğer negatif ise sabaha kadar sizi ne uyutur, ne de rahat ettirir. Öncelikle perdeler çok önemlidir. Hiçbir zaman yatak odalarının perdeleri çok büzgülü, kıvrımlı olmamalıdır. Çünkü çok toz tutar, eğer sık sık ta yıkamıyorsanız negatifi yok edemezsiniz. Eğer yatak odalarınızın penceresi bahçeye bakıyorsa özellikle sonbaharda ölü bitkilerin negatif enerjilerini içeri alır. Bu yüzden Rusya’da bize böyle manzaralı pencerelere sarı perde koymamızı önerirlerdi. Çünkü sarı rengin negatifi içeri almama özelliği var. Bilirsiniz kocakarı tabir ettiğimiz bir olay vardır. Hep büyüklerimiz bize çocuk olduğu zaman (sarı bir battaniyeye sarın da sarılık olmasın ) derlerdi… Bilimsel açıdan ne alaka diye düşünürdüm. Ama artık biliyorum ki büyüklerimize de birileri bir şeyler öğretmişler ama onların devrinde enerjiyi anlatsalar kimseler anlamayacağı için ancak böyle kandırabilmişler ve nesiller boyu bu böyle bize kadar gelmiş. Sarı negatifi içeri almadığı için çocuğa nazar deymesin demek istemişler aslında… Yatak odanızda çok tüylü halılar, kitaplar, döküntüler, dağınıklıklar, biblolar olmamalı, çünkü bunların hepsi çok toz tutan şeylerdir. Odanızı sık sık havalandırıp, silmelisiniz. Manyetik alan yaratan nesneler (cep telefonu, tv, radyo, bilgisayar,vs.)olmamalıdır.Evinizin yakınında Metro , istasyon ,yüksek gerilim hatları ve baz istasyonlarının olmaması lazımdır. Eğer yatak odanızda büyük aynalar varsa yatağınızı tam içine almamalıdır. Çünkü tam yatağı olduğu gibi ayna içine alıyorsa mutlaka eşler arasında bir ihanet veya ayrılık söz konusu olabilir. Ama yemek masanızın yanında onu tamamen gösteren bir ayna varsa o zaman evinizin bereketi iki misli artar. Giysilerinizin doğal kumaşlardan olması önemlidir. Çünkü sentetikler negatifi tutarlar. Çok moralinizin bozuk olduğu ve enerjinizin sıfır olduğu bir gün kırmızı kıyafetler seçmelisiniz. O size canlılık ve enerji verir. Diyelim ki özel bir gün için beğenerek bir kıyafeti aldınız ve o gün çok negatif bir olay yaşadınız . Aradan günler geçti yine özel bir yere gideceksiniz, aklınıza yeni elbiseniz gelir hemen onu gardıroptan çıkarıp giyersiniz.Ayna karşısına geçersiniz ve birde bakarsınız o gün size o elbise hiç yakışmamış .Hani bazen bazı kıyafetleri o gün kendimize yakıştıramayız ya aynı öyle.Hemen çıkarır başka bir şeyler giyersiniz.İşte böyle böyle bir sürü çok sevilerek alınmış ama bir kere giyilmiş birçok kıyafetiniz vardır dolapta.Çünkü onu giydiğiniz gün yaşadığınız negatif olay var ya onun negatif enerjisi öyle sinmiştir kıyafetinizin üzerine artık her giydiğinizde bu enerji sizi etkisi altına alır ve siz bu huzursuzluk hissiyle hemen kıyafeti çıkarmak istersiniz.Bu tür kıyafetleri ve aslında dolabınızı ara sıra pozitiflemeniz gerekir nasıl mı, çok kolay bütün bu yöntemleri yazımın sonunda anlatacağım.

TAKILARA DİKKAT EDEBİLRSİNİZ

Takılar çok önemlidir, her taş herkese uymaz ve uğur getirmez onun için burcunuza göre taş seçmeye çalışın. Bu günlerde Kuvars kristalleri moda oldu. Herkesin evinde,iş yerinde ve boynunda bu kristallerden var. Bu taşlar muhteşem kristal yapıya sahip kıpır kıpır taşlardır. Eğer siz doğru kristali bulamadıysanız vay halinize size pozitif değil hayatınızı cehenneme çevirebilecek kadar negatif enerji verir. Eğer mutlaka kuvars kristali alacaksanız öncelikle saydam olmasına dikkat edin sonra tek tek bu kristalleri sağ avucunuza alıp sıkın ve bu sırada gözleriniz kapalı olsun, bekleyin eğer avucunuzda bir kıpırtı ,iğne batması gibi bir şey veya yanma hissederseniz o kuvars sizin enerjinizle hareket edecek demektir hemen onu alın.Ama hemen kullanmayın çünkü sizden başka bir çok insanında eli değmiş,onların da enerjileri yüklenmiştir.Elma sirkeli tuzlu suya koyun bir saat kalsın,sonra lavaboda yine elinizi deydirmeden bol suyun altında yıkayın , en mutlu ve neşeli anınızda sağ elinize alıp ya kahkahalarla gülün veya güzel bir şeyler düşünün ve onu pozitif enerjinizle yükleyin.Artık rahatlıkla kullanabilirsiniz istediğiniz zaman pozitif enerji verir ancak 2-3 ayda bir bu işlemi yenilemeniz lazımdır. Evinizdeki çiçeklere çok iyi baktığınızı sanırsınız ama bir müddet sonra solarlar ve sizde –bu evde çiçek neden yaşamıyor -diye hayıflanırsınız. Suyunu toprağını verir iyi baktığınızı sanırsınız ama sevgi vermezseniz solarlar. İnsanlarda öyle değimlidir. Mesela çocuğunuza çok iyi imkanlar sağlayabilir, çok iyi okullarda okutabilirsiniz ama sevgi vermezseniz beden ve ruh sağlığı düzgün bir çocuk yetiştiremezsiniz. Her ağaç ve bitkinin aurası vardır.İnsanlar iyimi kötümü hemen anlarlar. İyilerse hemen onları auralarına alıp pozitif enerji verirler. Seneler önce Bilim ve Teknik dergisinde Amerika’da cinayetleri çözmede bitkilerin reaksiyonlarından istifade edildiğini okumuştum. Kavak, akağaç, ıhlamur sizi hemen auraları içine alırlar. Akgürgen, meşe, kestane, dut sizi hemen auralarına almazlar ancak pozitif yüklüdürler. Özellikle kestane ağacı her isteyene pozitif enerji verir. Ankara’nın nezih semtlerinden biri olan Mebus evlerinde çocukken bir arkadaşım vardı ara sıra onlara giderdim özellikle sonbaharda sokaklarının her yerini atkestanesi kaplardı. Neden bu kadar çok atkestanesi ağacı dikmişler sokakları pisleniyor diye merak ederdim. Sonradan öğrendim ki anneannelerimiz eskiden çeyiz sandıklarına atkestanesi koyarlarmış böcek gelmesin diye. Enerjileri hissetmeye başladığım özelliklede sağ elimin pozitif ve negatif enerjiyi ayırmaya başladığı dönemlerden beri atkestanesinin hastası oldum. Artık emin olduğum bir şey var ki atkestanesi negatifi adeta emiyor bu yüzden Ekim aylarını dört gözle bekliyorum, Onları toplayıp yayvan kaplar içinde evimdeki tüm odalara koyuyorum, kurudukları zamanda atıyorum. ABD’de yapılan araştırmalarda evinde hayvan besleyen insanların daha uzun yaşadığı gözlemlenmiştir. Hayvanların auraları çok geniştir ve onlar sizi koşulsuz severler. Onları sevdiğiniz, okşadığınız zaman sakinleşir,stresinizden kurtulur, huzurlu ve mutlu olursunuz. Neden? Çünkü sizin negatifinizi alıp size pozitif enerji verirler. Gelecek sayıda enerjiyi nasıl kullanacağınızı ve nasıl pozitiflenebileceğinizi anlatacağım. Hepinize bol pozitif enerjili günler diliyorum.