19 Aralık 2008 Cuma

Güzel Sözler



Tanrım, beni dostlarıma karşı koru, kendimi düşmanlarıma karşı korurum. Voltaire

Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz. Montaigne

İnsanın mutluluğunun temeli hak ve adalet konusunda toplanır. Bir insana yapılan haksızlık bütün toplumu yaralar. Hak ve adalet hissi bireylerden başlamalıdır. Ve insan, bireyin mutluluğunun kendi mutluluğu için şart olduğuna inanmalıdır. Pascal

Sürekli olarak kendini yönetebilmek insanın sahip olabileceği en değerli yeteneklerden birisidir. Bertrand Russell

Propaganda öyle bir sanattır ki, insan başkasının ayağına basarken kendisi "ah" der. Bob Hope

Halk bir kimseden nefret ettiği zaman, bunu incelemek gerekir. Halk bir kimseyi seviyorsa, yine bunu da incelemek gerekir. Confucius

Halkı bir tek insan, bir tek insanı bütün halk gibi gör. Montaigne

Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır. Hz.Muhammed

Haksızlık önünde eğilmeyiniz, o zaman hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz. Hz.Ali

İyi olan tek şey bilgi ve kötü olan tek şey de cehalettir. Sokrates

Ne kadar hazin bir çağda yaşıyoruz, bir önyargıyı ortadan kaldırmak atomu parçalamaktan daha güç. Albert Einstein

Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz. Andre Gide

Hayat bir öyküye benzer, önemli olan yanı eserin uzun olması değil, iyi olmasıdır. Seneca

O şekilde yaşamalısın ki, öldüğün zaman tabutçu bile matem tutsun. Mark Twain

Dostlarınıza bir gün düşmanınız olabileceklermiş gibi, düşmanlarınıza ise bir gün dostunuz olabileceklermiş gibi davranın. G.B.Shaw

Sorumluluğunu taşıyacağın fikrin adamı ol. A.Hamdi Tanpınar

Düşüncelerden vergi alınmaz. Martin Luther

Düşünme zihnin işi, hayal ise zevkidir. Düşünme yerine hayal etmek, zehiri besinden ayırt edememektir. Victor Hugo

Kendi kendimize egemen olmayı öğreten yönetim, en iyi yönetimdir. Goethe

Dünya, sonsuzluk içinde küçük bir parantezdir. Thomas Browne

Düşmanının yoksa, dost bakımından da aynı durumda olmalısınız. E.Hubbard

Gerçek doktor, her hasta ile yaşayıp ölendir. Stefan Zweig

Dostlarımla beraber olduğum zaman yalnız değilim. O dakikadan sonra da iki kişi değiliz. Pisagor

Dili ve sözü bir olmayan kimsenin yüz dili bile olsa o, yine dilsiz sayılır. Mevlana

Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar. Yavuz Sultan Selim

Çiçeği küçümseyen, Tanrı'yı da küçümser. A.Dumas

Bilgisiz bir kimse savaş davuluna benzer, sesi çok, içi boştur. Sadi

Büyük adamların hatası, güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür. Cu Kong

Hiç kimse, başarı merdivenine elleri cebinde tırmanmamıştır. J.K.Moorhead

Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır. Andre Gide

Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er geç varır. Mirabeau

İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez. Exupery

Kaybedilmiş günlerin en kötüsü, bir defacık olsun, gülmeden geçilenidir. Chamfort

Dostluk, mantar yemeği gibidir. Zehirli veya zehirsiz olup olmadığı ancak yendikten sonra belli olur. Uzakdoğu Atasözü

Şarkı söyleyen bir demirci, hırçın ve sinirli bir milyonerden daha mutludur. Dr.Link

Fayda sağlamayan bilgi, harcanmayan, hiç kimseye hayrı dokunmayan define gibidir. Hz.Muhammed

Açlıktan ölmek üzere bulunan bir köpeği kurtarınız, sizi ısırmayacaktır. İnsan ile köpek arasındaki başlıca fark budur" Mark Twain

Ümidini kaybetmiş olanın başka kaybedecek bir şeyi yoktur. Bois

Sabahleyin erken kalkarak, gecenin gündüz olmak izin geçirdiği değişime şahit olmayanlar, yeryüzünde hiçbir şey görmemişlerdir. Alain

Neleri bilmediğini bilen çoktur, güçlük, neleri hiçbir zaman bilemeyeceğini bilmektir.(Cenap Şehabettin)

Bilim, ahlaksız bir adamın elinde, kötülük yapmak için güçlü bir silahtır. (Fonvizin)

Bir devlet, yasayan ve kendine karşı çıkanı ne kadar koruyabilirse o kadar güçlüdür. (Paul Valery)

İnsanoğluna konuşmayı öğrenebilmesi için iki yıl, dilini tutmasını öğrenebilmesi için altmış yıl gereklidir. (Resul Hamzatov)

Bir baba, yüz evlada bakar da yüz evlat bir babaya bakamaz. (Gabriele D'annunzio)

Günahtan kaçınmayan bilgin, meşale tutan bir kördür. Doğru yolu gösterir, kendisi görmez. (Şeyh Sadi)

Mezarlık ölülerin, toprağa karışmadan önce adlarını, kimliklerini toprak üstünde bıraktıkları yerdir. (Paul Valery)

Dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yasamaya, bir yandan ölmeye başlarız. (Montaigne)

İnsanin kendi vatani için yalan söylemesi bir vatanseverlik sanatıdır. Buna diplomasi denilir. (Ambrose Bierce)

Ruhu öldürmek, cismi öldürmekten daha büyük bir cinayettir. (Gerhart Hauptmann)

Bir yıllık varlık istersen buğday, on yıllık varlık istersen ağaç, yüz yıllık varlık istersen insan yetiştir (Çin Atasözü)

Kral olup paramı dilenci gibi harcamaktansa, dilenci olup, paramı kral gibi harcamayı tercih ederim. (İngersoll)

Ara sıra isyana yönelecek olursan:Hatırla ki, Kainatı Yargılamak imkansızdır.Onun için,kaygılarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.Görmeye çalış ki,bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya güzeldir........(Buda)

Ne kimseden borç al, ne kimseye borç ver.çünkü ödünç para veren , çok kere , hem parasından olur, hem dostundan. (Shakespeare)

Her şeyde bir kötülük görmeyi en çok nankörler öğretir. (Publilius Syrus)

Bütün mutsuzluklar yokluktan değil, çokluktan ileri gelir. (Tolstoy)

Son gününü görmeden, hiç kimse mutluluğa ermiş demeyin. (Sophokles)

Gölge, doğuşunu ışığa borçludur. (John Gay)

Yeryüzünde bütün ıstıraplar, aza kanaat etmemekten doğar. (Firdevsi)

Dünyada barışı sağlamak isterseniz, politikacıları öldürün yeter, halklar anlasir. (Bernard Shaw)

Basarinin koşulları: Bilmek, istemek, cüret etmek ve susmak. (Axel Munthe)

Küçük çocuğu olan, onun hatırı için çocuklaşsın. (Hazret-i Muhammed)

Vazoyla saksının farkını sen söyleme, çiçeklerden sor. (Arif Nihad Asya)

Define ile yılan, gülle diken, sevinçle gam bir aradadır. (Seyh Sadi)
Düşmanın tatlı sözlerine bakma; balın içinde zehir de bulunabilir.
Rızk bilgi ile artsaydı, cahilden daha zor geçinen olmazdı.
Testisi ister altından olsun, ister topraktan, temiz su değişir mi?
Söylenmediği müddetçe söze sen hakimsin. Bir kere söylendi mi, o sana hakim olur.

Çin Atasözü
Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür...

Kişi Bilinmiyor
Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer... Nehir asla durmaz...

Edward de Bono
Yarının bugünden daha iyi olacağı ümidiyle yetinmek yerine, hemen bugün yarın uyandığımızda kendimizi önceki günden biraz daha iyi hissetmemizi sağlayacak bir şeyler yapabiliriz.

Voltaire
Uzun bir tartışma her iki tarafında haksız olduğunun delilidir.

Epictetus
Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun. Niye bu günden başlamıyorsun?

Miguel de Cervantes
Kalem aklın dilidir.

Jean Paul Sartre
İnsanın özgürlüğü, kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.

Jean Baptiste Racine
Başa kakılan bir iyilik daima hakaret yerini tutar.

Goethe
Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim.

Napoleon Bonaparte
Ayrılık, küçük ihtirasları unutturur, büyükleri kuvvetlendirir.

Don Herold
Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızla çarpma, geri dönmek isteyebilirsin.

Friedrich von Schiller
Sevgi birliğe, bencillik yalnızlığa götürür.

Daniel Defoe
İnsanlar hatalarını mutluyken değil ancak mutsuzken anlar.

Oscar Wilde
Nankör insan, her şeyin fiyatını bilen fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir.

Goethe
Aşk, imkansız birçok şeyi mümkün kılar.

Tolstoy
Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir.

Honore de Balzac
Güzellik, çoğu zaman kusurları gizleyen bir örtüdür.

George Jean Nuthar
Hiç kimse yumrukları sıkılıyken net düşünemez.

Aristoteles
Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür.

Leonardo da Vinci
Insan ne kadar büyük ruhlu olursa, aşkı o kadar derin bir şekilde duyar.

Moliere
En çok hoşumuza giden insan kendimize benzettiğimiz insandır.

Ö M A
Hayatta en anlamlı kelime "BİZ", en anlamsız kelime ise "BEN" dir...

Emile Chartien
Hiçbir şey bir fikirden daha tehlikeli değildir. Eğer o fikir sahip olduğunuz tek fikirse.

Moliere
Yalnız yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz.

Anonim
Size ne yapacağınızı söyleyebilirler ama ne düşüneceğinizi asla.

Denis Diderot
Azla mutluluk çokla didişmekten iyidir.

J.J. Ronsein
İnsan düşünmek, inanmak daha da önemlisi sevmek için dünyaya gelmiştir.

Eskhylos
İyi yaşamak değil, yaşamayı iyi bitirmek. İşte gerçek mutluluk budur.

Montaigne
Elin yaptığı herhangi bir şeyi bir başka el yıkabilir.

Charles Buxton
Çok kere en kuvvetli tenkit ses çıkartmamaktır.

William Shakespeare
Korkaklar ecelleri gelmeden birkaç kere ölürler. Cesurlar ölümü bir kere tadarlar.

La Fontaine
Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez.

Aristophanes
Ne yaparsan yap. Yengeç yengeçtir. Doğru yürümez...

Marcus Porcius Cato
Aptallar akıllılardan pek az şey öğrenirler. Ama akıllılar aptallardan çok şey öğrenirler.

Campbell
Alışkanlıklar bırakılmazsa zamanla ihtiyaç halini alırlar.

Benjamin Franklin
Bir bugün iki yarına bedeldir...

La Fontaine
Ölü bir imparator olmaktansa yaşayan bir dilenci olmak daha iyidir.

Mary Shelley
Acaip şeyler, acaip düşüncelerden doğar...

Eflatun Plato
Konuşma insanın aklını kullanma sanatıdır.

Moliere
İnsan, güldüğü kadar insandır...

Konfüçyüs
Gölgesiz mutluluk olmaz, bak güneşte bile leke var.

Fatih Sultan Mehmet
Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz.

Moliere
Beni isterseniz dövün, ama bırakın istediğim kadar güleyim.

Victor Hugo
Gecenin en karanlık anı şafak sökmeden az öncedir.

Bechstein
Dostu olmayan insan en yoksul insandır.

Andre Gide
Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.

Epictetus
Sahip olmadığı şeylere üzülmeyen, sahip olduklarına sevinen insan, akıllı bir insandır.

Albert Einstein
Düşlemek bilmekten daha önemlidir.

William Shakespeare
İyi yada kötü bir şey yoktur. Biz düşüncemiz ile iyi ve kötüyü yaratırız.

Abraham Harold Maslow
Elinde çekiç olan kişi herşeyi çivi olarak görür.

James B. Conont
Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor.

Anatole France
İnsan dünyada ancak dünyaya boş verdiği zaman mutlu olur.

Ö M A
Ona sevdiğinizi söylemek ya da hissettirmek için yarını beklemeyin. Yarın olduğunda o ya da siz artık olmayabilirsiniz...

Afrika Atasözü
Gözlerin rengi, biçimi ne kadar farklı olursa olsun gözyaşlarının rengi aynıdır.

Oscar Wilde
Ne kadar çok kişi benimle ayni fikirdeyse, o kadar çok yanıldığımı düşünürüm.

Albert Camus
Kendine bir anlam arayan tek varlık insandır.

Andre Tardieu
Herkes dünyanın düzene girmesini ister. Fakat çabayı komşusundan bekler.

Jean Jacques Rousseau
Zor iş, zamanında yapmamız gereken fakat yapmadığımız kolay işlerin birikmesiyle meydana gelir.

Benjamin Franklin
Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir.

Bertrand Russell
Kişinin duyguları bildikleriyle ters orantılıdır. Ne kadar az bilirsen, o kadar çok kızarsın.

Cucong
Büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür.

Demosthenes
En kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır, çünkü bir insan genellikle istediği şeyin gerçek olduğuna inanır.

Erich Fromm
Düşünmek günah işlemeye benzer, insan onun zevkini bir kez tattı mı artık ondan bir daha vazgeçemez.

Etienne Gilson
Çocuğuna küçük şeylerden zevk almasını öğreten ona büyük bir servet bırakmış olur.

Guy Hunter
Önemli olan, söylenenin ne olduğu ya da nasıl söylendiği değil, nasıl anlaşıldığıdır.

Benjamin Franklin
Küçük harcamaları gözden kaçırmayın. Bazen küçük bir delik koca bir gemiyi batırır.

Honore de Balzac
İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız, ondan hiç bahsetmeyin.

Descartes
Rastgele bir doğruya ulaşmaktansa, yöntemli bir çabayla yanlışa ulaşmayı yeğlerim.

Frost
Ormanda iki ayrı patika vardı ve ben en az ayak izi olanını seçtim. İşte farklılık budur.

Publis Syrevs
Herkes başka birinin beceremediği bir konuda ustadır.

Voltaire
Çalışmak bizi şu üç şeyden kurtarır: Can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar, Yoksulluk.

E. Raux
Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan da zevk almazlar.

Montesquieu
Bazen susmak, söylenen bir sürü sözden çok daha fazlasını ifade eder.

Honore de Balzac
Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir.

Axel Munthe
Başarının dört şartı; bilmek, istemek, cesaret etmek ve susmaktır.

Eflatun Plato
Saygı olan yerde korku olur ama, korku olan yerde her zaman saygı olmaz.

Cicero
En haksız barışı, en adil savaşa tercih ederim.

Friedrich Holderlin
Hiçbir şey insan kadar yükselemez ve onun kadar da alçalamaz.

Dale Carnegie
Konuşma, bir bayanın etekliği gibi; ilgiyi sürdürecek kadar kısa, konuyu kapsayacak kadar uzun olmalıdır.

Eflatun Plato
Cesaret, tehlike anında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.

Albert Einstein
Fantazi bilgiden daha önemlidir.

İspanyol Atasözü
Yarın hayatının en dolu günüdür.

Ö M A
Mutluluk ikiz olarak doğar. Onu tatmanın tek bir çaresi vardır o da paylaşmak.

Jean Genet
Eğer dünya hakkında birazcık birşey anlamak istiyorsak hınçtan ve nefretden arınmamız gerekir.

Necip Fazıl Kısakürek
Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.

Amie Suche
Yazı yazmayi öğrenmek, herşeyden önce düşünmeyi öğrenmektir.

Phyllis Bottome
Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır; ya zorlukları değistirirsiniz ya da zorlukları çözmek için kendinizi.

Doris Lessing
İsterseniz yanlıs düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düsünün.

Honore de Balzac
Bugünkü kanunlar, büyük sineklerin delip geçtiği, küçüklerinde takılıp kaldığı bir örümcek ağı gibidir.

Konfüçyüs
Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın.

Descartes Akıllı olmak da bir şey degil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.

Oscar Wilde
Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar erkeklerin son aşkı olmak ister.

Napoleon Bonaparte
İnsanlar rakamlara benzer, durumlarına göre değer kazanırlar.

Samuel Smiles
Kitaplardan elde edilen tecrübe, ekseriya kıymetli olmakla beraber, sadece bir öğrenmedir; asıl hayattan edinilen tecrübeler ki hikmet mahiyetini taşır.

Sofokles
Bizi yaşamın ağır yükünden ve ıstırabından kurtaran tek sözcük sevgidir.

Wolfgang Amadeus Mozart
Ne üstün zeka, ne hayal gücü ne de her ikisi beraber, bir dahi yapmaya yeter. Sevgi, sevgi, sevgi... İşte bu dehanın ta kendisidir.

Newton
Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracakları yerde, duvar ördükleri için yalnız kalırlar.

Sokrates
İyimser bir insan ayakkabıları çalınınca “ayaklarım var ya” diyebilen insandır.

Goethe
Mal kaybeden, birşey kaybetmistir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden herşeyini kaybetmistir.

Cenab Şahabettin
Hayat merdivenlerini çıkarken, insanlara iyi davranalım. Çünkü inerken gene aynı insanlara rastlayacağız...

1 - Gerçek değişim kimi eski şeyleri farklı görmeye başlamaktır.
2 - Pencereniz kirliyse dışarı çıkıp manzarayı parlatmanız boşunadır.
3 - Eğer siz kendinizi sevmiyorsanız başkaları neden sevsin?
4 - Ana babanız doğumunuzdan sorumludur, hayatınızdan değil.
5 - Eğer kendinize yön arıyorsanız yolunu kaybetmiş birine sormayın.
6 - Dostluk, aynı oldukları zaman insanları birlikte tutar.
7 - Fedakarlık çiçeğin köküdür.
8 - Geçmişi bir kitap gibi kullanın, eviniz gibi değil.
9 - Birçok insan hayatının büyük bölümünü olduğundan farklı görünebilmek için heba eder.
10 - İlerlemenizin önündeki en büyük engel kendinize güvensizliğinizdir.
11 - Acı, mutluluğa göre daha çok şarkı bestelemiştir.
12 - Her davranışında başkalarının onayını arayan kimseler hayatin birçok güzelliğini ıskalar.
13 - Yüzeyde hazine bulamazsınız.
14 - Kahkaha ruhun dansıdır.
15 - Mucize, enerjinizi korkularınıza değil rüyalarınıza verdiğiniz zaman baslar.
16 - Karsınızdakini dinliyor musunuz, yoksa konuşmak için sıra mi bekliyorsunuz?
17 - İkiyüzlülük sadece sahibi tarafından görülemez.
18 - Hayatınızı bir para kazanma denemesi olarak kullanmayın.
19 - Gerçek zenginlik vaktinizi insanlara vermektir.
2o - Müziği notaların arasındaki sessizlik meydana getirir.
Cennete gitmenin iki yolu vardır
1) Gerçekten öldüğünüz zaman
2) Gerçekten yaşadığınız zaman

18 Aralık 2008 Perşembe

Kanserle Savaşan Yiyecekler


*Hangi kansere karşı hangi yiyecekler*
Daha önceki yazılarımda "İşte kalbin dostları" başlığı ile kalp ve damar
hastalıklarından korunmak için neler yapılmaması gerektiği üzerinde durmuş
ve bu konuda tercih edilmesi gereken "kalp dostu" gıdaların listesini
vermiştim. Bu hafta da Amerikalı ünlü kanser uzmanı ve tıp yazarı Dr. Maggie


Greenwood-Robinson'un kaleme aldığı "Kanserle Savaşan Yiyecekler" adlı
kitabında yer alan liste.

Dr. Maggie Greenwood-Robinson'un kitabında; bütün kanser türlerinin yüzde
70'inin kötü beslenmeyle bağlantılı olduğu, sağlıklı diyet ve beslenmeyle
kansere yakalanma oranının düşürülebileceği vurgulanıyor. Kitapta, Amerikan
Kanser Araştırma Enstitüsü tarafından bu ölümcül hastalığın beslenme ile
ilişkisi üzerine yapılan araştırmaların sonuçlarına da yer veriliyor.

Kansere karşı en koruyucuların basında sızma zeytinyağı olmak üzere, sebze
ve meyvelerin; havuç, soğan, sarımsak, brokoli, yeşil yapraklılar, domates,
narenciye ve baklagiller olduğu belirtilen kitapta şu ilgi çekici ifadeye de
yer veriliyor:
"Gelecekte kanserle savaş çabaları 'harika haplar' yerine diyetsel
ayarlamalarla yürütülecek."

"Lifli yiyecek tüketiminin artırılması ve güçlü bir kanser savaşçısı olan C
ve E vitaminlerinin bolca alınması" önerilen kitapta, "Eğer aktif
kalırsanız, sağlıklı bir kiloyu koruyup, sigara içmezseniz ve doğru
beslenmeyi sürdürürseniz, kanser riskiniz yüzde 70'e kadar azalır"
deniliyor.

*
İşte harika liste

*Dr. Maggie Greenwood-Robinson, kitabında; kanserin tüm türlerinde sızma
zeytinyağının kullanılmasının ve peynir olarak ta keçi peynirinin şart
olduğunu söyleyerek, hangi kanser türüne hangi yiyeceklerin daha yararlı
olduğunu şöyle sıralıyor:

*
Mesane kanseri:

*Sarımsak, yeşil yapraklı sebzeler, soya ürünleri, çay (yeşil ya da siyah),
sarı-turuncu sebzeler, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri.

*
Göğüs kanseri:

*Yüzde 1 yağlı süt, elma, buğday kepeği, Brezilya fındığı, baklagiller ve
fasulyeler, brokoli, Brüksel lahanası, küçük mantarlar, lahana, havuç ve
havuç suyu, kiraz, vişne, yağlı balık (somon, ton), keten tohumu, keten
tohumu yağı, sarımsak, kök lahana, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu
yemişler, kırmızı turp, soya ürünleri, ıspanak, tam tahıllar, sarı-turuncu
sebzeler, yoğurt.

*
Kolon kanseri:

*Fındık, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç, karnabahar, sap kereviz,
yağlı balıklar, sarımsak, üzüm ve üzüm suyu, kara lahana, baklagiller,
kıvırcık, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, yulaf kepeği, tam
tahıllar, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri.


*Yemek borusu kanseri:

*Yeşil çay, domates, domates ürünleri.

*
Mide kanseri:

*Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, bakla, sarımsak, yeşil çay, kara lahana,
soğan, portakal ve diğer narenciye meyveleri, domates ve domates ürünleri,
tam tahıllar.


*Akciğer kanseri:

*Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç ve diğer sarı
turuncu sebzeler, karnabahar, acı biber, kara lahana, düşük yağlı süt
ürünleri (kaymağı alınmış süt hariç), soğan, portakal, ıspanak, diğer yeşil
yapraklı sebzeler, domates ve domates ürünleri.


*Yumurtalık kanseri:

*Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, karnabahar, kara lahana ve diğer yeşil
yapraklı sebzeler, sarı-turuncu sebzeler.

*
Pankreas kanseri:

*Baklagiller, çay, domates ve domates ürünleri.

*
Prostat kanseri:

*Fındık, Brüksel lahanası, brokoli, lahana, kanola yağı, karnabahar, kara
lahana, az yağlı süt ürünleri, zeytinyağı, fıstık yağı, soya ürünleri,
domates ve domates ürünleri.


*Karaciğer kanseri:

*Sarımsak, yeşil çay.

Hangi Vitamin ve Mineralleri Almali




Sağlıklı bir vücut için hem vitaminler hem de mineraller hayati önem
taşıyor. Eksiklikleri durumunda ciddi rahatsızlıklara yol açan vitamin ve
minerallerin ayrı ayrı işlevlerini bu yazıda bulabilirsiniz.

Vücut için gerekli besin maddeleri anıldığında ilk olarak vitaminler akla
gelir. Oysa vitaminler ne kadar gerekliyse mineraller de o kadar
vazgeçilmezdir. Hatta mineralleri 'Besinlerin Sinderellası' olarak
tanımlayan Dr. Earl Mindell'a göre vitaminler ne kadar önemli olursa
olsunlar mineraller olmadan faydalı değiller.

Mindell, en çok bilinen yedi mineralin kalsiyum, iyot, demir, magnezyum,
fosfor, selenyum ve çinko olduğunu, vücudun düzenli fonksiyonları için ise
gerçekte 18 mineral gerektiğini vurguluyor. Mindell, minerallerin yardımı
olmadan vitaminlerin işlev gösteremeyeceğini savunarak, "Vücudunuz bu
ikilinin birlikteliğine ihtiyaç duyar" diyor. Şimdi mineral ve vitaminlerin
tek tek ne işe yaradığına bakalım…

MİNERALLER

Magnezyum
Yağların yakılmasına ve enerji üretimine yardımcı olur.
Depresyonla mücadeleye yardım eder.
Daha sağlıklı bir kardiyovasküler sistem sağlar ve kalp krizini önlemeye
yardımcı olur.
Dişleri sağlıklı tutar.
Kalsiyumla birleşerek doğal bir sakinleştirici olarak çalışır.
Adet öncesi sendromları azaltır.
Doğal kaynakları: Öğütülmemiş tahıllar, incir, badem, fındık, çekirdek, koyu
yeşil sebzeler, muz.

Kalsiyum
Kemikleri ve dişleri korur, kemik kaybı ve kırılması riskini azaltır.
Bağırsak kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı olur.
Uykusuzluğa iyi gelir.
Sinir sistemine yardımcı olur.
Doğal kaynakları: Süt ve süt ürünleri, tüm peynirler, soya fasulyesi,
sardalya, fıstık, ceviz, ayçiçeği çekirdekleri, kuru fasulye, karalâhana,
brokoli, yeşil meyve ve sebzeler.

Demir
Büyümeye yardım eder.
Hastalıklara karşı direnci arttırır.
Bitkinliği engeller.
Demir yetersizliğine bağlı anemiyi tedavi eder ve önler.
Doğal kaynakları: Karaciğer, kırmızı et, kurutulmuş şeftali, irmik, yumurta
sarısı, istiridye, kabuklu yemişler, fasulye, pekmez, kuşkonmaz, yulaf
ezmesi.

Potasyum
Beyne oksijen göndererek zihinsel faaliyetlerimize yardım eder.
Vücut atıklarının çıkartılmasında yardımcı olur.
Kan basıncını azaltmaya yardımcıdır.
Alerji tedavisinde faydası vardır.
Doğal kaynakları: Turunçgiller, domates, tüm yeşil yapraklı sebzeler, nane
yaprakları, ayçekirdeği, muz, patates.

Selenyum
Çeşitli kanserlere karşı korur.
Kalp hastalığı ve felç riskini azaltmaya yardım eder.
Genç elastik dokuların korunmasına yardımcıdır.
Sıcak basması ve menopoz sıkıntılarını yatıştırır.
Kepeğin tedavisine ve önlenmesine yardımcı olur.
Sperm sayısını ve erkekteki verimliliği arttırır.
Doğal kaynakları: Deniz ürünleri, böbrek, karaciğer, buğday tohumu, kepek,
ton balığı, soğan, domates, brokoli, sarımsak.

Çinko
Dahili ve harici yaraların iyileşme süresini hızlandırır.
Tırnaklar üzerindeki beyaz noktaları yok eder.
Prostat sorunlarının önlenmesine yardımcı olur.
Büyüme ve zihinsel uyanıklığı destekler.
Zihinsel rahatsızlıkları n tedavisine yardım eder.
Soğuk algınlığının uzunluğunu ve şiddetini azaltmaya yardımcıdır.
Doğal kaynakları: Et, karaciğer, deniz ürünleri (özellikle istiridye),
buğday tohumu, bira mayası, kabak çekirdeği, yumurta, toz hardal.

Manganez
Bitkinliğin giderilmesine yardımcı olur.
Kas reflekslerinin yardım eder.
Osteoporozun engellenmesine yardımcı olur.
Belleği geliştirir.
Sinirsel hassaslığı azaltır.
Doğal kaynakları: Tahıl, fındık, yeşil yapraklı sebzeler, bezelye, pancar.

VE VİTAMİNLERİN ÜÇ ASI

C vitamini
Yaraları, yanıkları ve kanayan diş etlerini iyileştirir.
İdrar yolları enfeksiyonu tedavisinde kullanılan ilaçların etkinliğini
artırır.
Ameliyat sonrası iyileşmeyi hızlandırır.
Birçok viral ve bakteriyel enfeksiyonun önlenmesine ve genellikle bağışıklık
sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.
Kansere neden olan maddelerin oluşmasına karşı koymada yardımcı olur.
Damarlardaki kan pıhtılaşmasını düşürür.
Soğuk algınlığının tedavisinde ve önlenmesinde yardımcıdır.
Protein hücrelerini bir arada tutarak yaşamı uzatır.
Doğal kaynakları: Turunçgiller, meyveler, yeşil yapraklı sebzeler, domates,
karnabahar, patates ve biberler.

D vitamini
Güçlü kemik ve dişler için kalsiyum ve fosforu kullanır.
A ve C vitaminleriyle birlikte alındığında soğuk algınlığını önler.
Konjonktivitin tedavisine yardımcı olur.
Doğal kaynakları: Balık ciğeri yağı, sardalya, ringa, somon balığı, ton, süt
ve süt ürünleri ile güneş ışığı.
E vitamini
Hücresel yaşlanmayı yavaşlatarak daha genç görünmenizi sağlar.
Daha fazla dayanma gücü vermek için vücuda oksijen sağlar.
A vitaminiyle birlikte çalışarak akciğerleri hava kirliliğinden korur.
Çeşitli kanserleri önlemeye yardım eder.
Kan pıhtılaşmasını önler ve çözer.
Yanıkların iyileşmesini hızlandırır.
Kan basıncını düşürür.
Düşüğün önlenmesine yardımcı olur.
Kalp hastalığı ve felç riskini azaltır.
Doğal kaynakları: Erken Hasat Sızma Zeytinyağı, Sızma Zeytinyağı, fındık,
Brüksel lahanası, yeşil yapraklılar, ıspanak, kepek, tahıl, yumurta, buğday
tohumu, soya fasulyesi.

25 Kasım 2008 Salı

REİKİ İLE POZİTİF DÜŞÜNCE

"Bugün asla öfkelenmiyorum, Bugün asla endişelenmiyorum, Bugün korunduğumu biliyorum, Bugün herkese karşı saygıyla davranıyorum, Bugün işimde ve yaşamımda dürüstüm,Bugün sahip olduğum her şey için teşekkür ediyorum ."

Reiki bir mucize.. bir ışık.. önce önümüzü aydınlatan, sonra yolumuzu.. ve sonra.. ve belki en önemlisi: ruhumuzu aydınlatan..

Reiki inisiasyonuna uyumlandıktan sonra hayatımda yeni bir sayfa açıldığını ve yeni bir dönem başladığını hissediyordum ama bu "yeni"nin neleri içerdiğine ilişkin hemen hiç bir fikrim yoktu. İyi olacağına inanmıştım sadece.. bildiğim şeyler de sınırlıydı.. Reiki'nin temel kuralları olan ve benim de kendi dilime çevirdiğim yukardaki ilkeleri her sabah evden çıkmadan tekrarlamayla başladı bu yolculuk.. Ben farkında olmadan "pozitif düşünme"ye başlamıştım bile. Sadece bir şifa yöntemi değil bize bir yaşam önerisi sunan Reiki, bu bağlamda "pozitif düşünme"yi de hediye ediyordu. Diğer yandan Reiki enerjisi ile çalışmayı düzenli ve sürekli bir hale getirdiğimizde bir yandan fiziksel rahatsızlıklarımız iyileşip, şifa bulurken; bu süreçte aynı zamanda algılama biçimimizin de etkilenip, değişmesi ve bir anlamda şifalanması (mental şifa) söz konusu. İşte bu durum bizi doğrudan olumlu düşünmeye yöneltiyor.

"Pozitif olmak" nedir, nasıldır diye düşündünüz mü? Kısaca faydalı olmak, önce kendimize, sonra tüm canlılara, çevremize, insanlığa.. bu temelde düşünmek.. bu temelde davranmaya çalışmak. Huzura, sevgiye, bolluğa odaklanıp, çevremize de huzur ve mutluluk vermek.. Gereksiz, bize faydası olmayan düşüncelerden arınmak..

Kendimize karşı olumlu olabilmek;
• kendimizi tanıma/anlama, özümüze dönme
• kendimizi sevme,
• kendi değerimizi bilme,• zayıf yönlerimizi kabul etmektir

Başkalarına karşı olumlu düşünce ise;
• beklentilerimizin farkına varıp sevgi de kalabilme
• olduğu gibi kabullenme, hoşgörülü olabilme
• zayıflıklarını değil, değerlerini ön plana çıkarma, onurlandırmaktır.

Geçmişimize bakış açımız, tam anlamıyla pozitif düşünebilmeye geçişte çok önemlidir. Yani geçmişi sadece, gelecekte yolumuzu aydınlatmak üzere alınacak dersler olarak görüp, "geçmişi geçmişte bırakmak" için kendimize izin vermek "doğru bakış" diye adlandırılabilir. Bunun için de geçmişe ilişkin affetmeleri yapmak, "affetmek ve unutmak" önemlidir.

Geleceğe bakışta ise inanç, umut ve coşkuyu taşımak, evrenin kusursuz planına duyduğumuz güvenle -gelecek olanı- kabule yönelmek pozitif düşünebilmeye dayanak oluşturur.

Ve pozitif/olumlu düşünebilmek için vazgeçemeyeceğimiz değerlerimiz: algılama ve farkındalık.
İşte Reiki, ellerimizden bütün muhteşemliğiyle, sıcaklığıyla, şifasıyla akan enerji bizi bu noktada iyileştirmeye söz veriyor sanki.. bende öyle oldu yani.. En aza inen baş ağrılarım, diğer ufak tefek rahatsızlıklarım iyileşiyor derken; ben her gün yaptığım tekrarlar ve onaylamalarla önce kendimi gün içinde iyi olmaya, pozitif olmaya; yani öfkesiz, yani endişesiz, yani kabul ederek yargısız olmaya da hazırlarken, algılama biçimimin de giderek değiştiğini, iyileştiğini hissetmeye başlamıştım. Farkındalık boyutunu ise hem İlk etapta değiştiremediğim tutumlarım boyutunda hem evrenin mesajlarını anlayıp/algılama boyutunda hem de ilişkilerdeki aynalıkları çözebilme, zorlukları testler olarak görebilme boyutunda yaşamaya başlamıştım bile..

"Bugün öfkelenmiyorum", "bugün endişelenmiyorum" derken, bir yandan da korkularım ve beklentilerimle hesaplaşmış oluyor, ego kaynaklı bu negatif zihinleri elimine etmiş oluyordum. "Bugün korunuyorum" demekle ise evrene sonsuz güvenimi belirtiyor, aynı zamanda pozitif düşünce limanına demir atmış olduğumu da ilan ediyordum. "Herkese saygıyla davranmak" hala üzerinde yoğun çalıştığım bir dersim.. İlkeler, sözler, tutumlar temelinde yoğun bir eleştirelliğe ve yargılama özelliğine sahip oluşum dolayısıyla daha çooook çalışacağımı ve çok sınavdan geçeceğimi biliyorum.. ve bu dersin kapsamında egomla ve korkularımla daha çok yüzleşmelere gireceğimi ve ilişkilerin aynasında kendimi görebilmek için daha çok kafa yoracağımı da..

"Bugün dürüstüm" derken ise, kendime bir kez daha pozitif bir hatırlatmada bulunmuş oluyorum: "sözlerinin, eylemlerinin farkında ol, doğru ve yararlı şeyler yapmaya çalış, o zaman daha kolay dürüst olmak, ama doğruyu yapamadığında da dürüst ol ki, değişme, gelişme güven ve cesaretini bulabilesin."

Ve teşekkür.. yani şükran duyabilme.. dedim ya başlangıçta çok az şey vardı bilgi olarak ve bu altı cümle de onlardan biriydi.. "şükür" de çok kullandığım bir sözcük olmasa da tekrarlıyordum işte.. şimdi her şeye, her şey için ve bütün varlığımla hissederek sonsuz teşekkür etmediğim bir gün yok gibi.. evet her şeye ve herkese.. dinlediğiniz/okuduğunuz için sizlere de tabii..


Mutluluk
Etiketler: Düşündürücü Yazılar
Mutlu oldugunuzda mutlulugu yaşayan sadece kendiniz degilsiniz.

Sevgi dolu oldugunuzda, sevgiyi yaşayan ,sadece kendiniz degilsiniz. Barış ve huzur içinde oldugunuzda, barış ve huzuru yaşayan, sadece kendiniz degilsiniz. Mevlana oldugunuzda, Mevlanalığı yaşayan, sadece kendiniz degilsiniz. Siz bir yandan bunları yaşarken, bir yandan da farkında olmadan, evrenin enerjisini yükselterek, pek insanin hayatını etkiliyorsunuz. Yaşadıklarınız ile oluşan düşük veya yüksek frekanstaki enerjiniz ile, siz farkına olsanız da olmasanız da, inansanız da inanmasanız da, görsenizde görmeseniz de, toplu bilinçteki yaşam enerjisini fazlası ile etkilemektesinizdir .
-
Kanadalı doktor David Hawkins araştırmaları sonucu vardıgı deger şöyle

Pozitif ve herşeyi oldugu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydıgı enerji,
90.000 insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydıgı enerji,
750.000 insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydıgı enerji,
10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydıgı enerji,
70 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydıgı enerji ise
tüm insanlıgın yayadıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Bugün, peygamber,budha veya mevlana olmasanızda,
90 bin insani mutlu etmeye ne dersiniz ?

24 Kasım 2008 Pazartesi

BU YÜKÜ NIYE TAŞIYORUM" demeyin.....

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı.Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına.Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, İpi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı. Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebilecegi bir oyuk buldu.. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda'nin gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu. Lens çok küçüktü ve bulunmasi neredeyse imkansızdı.Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca.. Ve içten içe düşünüp dua etmeye basladı. "Allah'ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün.Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et."
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mı?" diye bağırdı. Brenda'nin sonradan ögrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavasça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa şunlaıi yazacaktı: "Allah'ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşıimamsa, senin için taşıyacağım..."

"BU YÜKÜ NIYE TAŞIYORUM" demeyin.....

18 Kasım 2008 Salı

160 milyon pixel fotograf makinesi olur mu ?







Deytayi resimler; http://www.nuribilgeceylan.com

6 Kasım 2008 Perşembe

Feng Shui Nedir?


FENG SHUİ DÜNYASI'NDAN HAYATA BAKIŞ


Yaşam hepimize sınırsız fırsatlar sunar, ama bazılarımız o fırsatları bulup faydalanmanın yollarını buluruz; bazılarımız içinse, yaşam nehri öylesine önünden akıp geçer. Nehre boş boş bakanlar bilmeden hayıflanırlar, "şansızım ben" derler, çabalamadan. Belki de nasıl, ne yönde çabalayacaklarını bilmedikleri için. İşte Feng Shui, burada faydalanılacak klavuzlardan biri olarak çıkar karşımıza. Yaşamın sunduğu tüm nimetlerden payımıza düşen maksimum faydayı elde etmek için, kendi doğamıza dönmek, yaradılışımızdan getirdiğimiz özelliklerimizi keşfetmek ve bunları geliştirecek bize en uygun mekanları hazırlamak için bize rehberlik eder.

Feng Shui Nedir?
Sözlük anlamı "rüzgar" ve "su" olan Feng Shui, doğada var olan evrensel yaşam enerjisini, yaşadığımız mekanlarda harekete geçirmenin yöntemlerini gösteren eski bir Çin öğretisidir. Yaşam yolculuğunda bize sunulan seçeneklerden biri olan bu öğreti, evrenin güçleriyle denge içinde yaşamanın ve bunu mekanlarımıza taşımanın yollarını gösteren bir klavuzdur.

Feng Shui Ne Değildir?
Feng Shui, hayatımızı bir günde değiştirecek sihirli bir değnek değildir. Ancak, evlerde, iş yerlerinde vb. yerlerde yapılan doğru uygulamalar göstermiştir ki; yaşam akışımızı olumlu yönde değiştirmek elimizdedir. Feng Shui bir din veya tarikat da değildir, dini inancınız ne olursa olsun, doğanın dost enerjilerini evinize davet etmenize engel değildir.

Feng Shui Yaşamınıza Ne Katar?
Doğanın bir parçası olan insan, yaşadığı mekanda da doğadaki denge ve uyumunu arar. İnsan ve mekan uyumsuzluğu, hayatımızı olumsuz yönde etkiler. Beş bin yıllık geçmişi olan Feng Shui öğretisi, insanın varoluş özelliklerine uygun yaşam alanlarını düzenleme yöntemidir. Böylece daha sağlıklı yaşar, mutlu ilişkiler kurar, kendimizi geliştirir, kariyer beklentilerimize ulaşır ve kazancımızı artırabiliriz. Yaşam bir yolculuktur, Feng Shui bu yolda alacağınız kararlardan biridir.

Yaşadığınız Mekanlar Yaşamımım Üzerinde Ne Kadar Etkili?
Binalar insalara benzer, sokak kapıları onların ağızları, pencereleri ise gözleridir. Odaları, vücudun organları gibidir. Evlerde atılamadığı için saklanan ve yığın oluşturan eşyalar, enerjinin mekan içerisinde rahatça dolaşmasını engellediğinden, tıpkı bedenimizde hastalıklara yol açan kistler gibi yaşamımızda engellere ve olumsuzluklara sebep olur. Bazı mekanlara girdiğinizde bu olumsuz baskıyı üzerinizde hisseder ve hemen oradan çıkmak istersiniz; bazılarındaysa, kendinizi çok rahat hisseder ve kalkıp gidemezsiniz. Feng Shui uygulaması yapılırken öncelikle bu yığınlardan arındırılırsınız ve hayatınızın tıkalı olan o yönlerinin açılmaya başladığını farkedersiniz. Yaşam bütün insanlara karşı son derece cömerttir, ama yalnız nimetlerden faydalanmak için çabalayanları ödüllendirir.

5 Kasım 2008 Çarşamba

biyoloji hakkinda guzel bir site



www.cilginbiyologlar.com

harika bir test denedim gercek cikti inanilmazzz

http://www.visulog.com

Antibiyotikler

Her canlı yaşamını sürdürebilmek için dış etkilerden korunmak zorundadır. Mikroorganizmalarda birer canlı olduklarından bu kurama uymuşlar, kendilerini yok etme niteliğinde olan antibiyotiklere direnç mekanizmalarını geliştirmeye başlamışlardır. Bakterilerdeki rezistans üç biçimde belirir :
1. Bazı bakterilerde belirli antibiyotiklere karşı doğal bir direnç vardır. Örneğin gram negatif bakterileri penisilin, ve diğer birçok bakterileri, antimikotik preparatlar doğal olarak etkileyemezler.
2. Önceden duyarlı olan bakteriler, antibiyotiklerle karşılaştıkça kendilerini koruma mekanizması oluştururlar. Bu da hızlı ve yavaş olmak üzere iki aşamada belirir. Hızlı direnç kazanan bakterilere koch basili bir örnektir, iki üç kez streptomisin ile karşılaşan basilde ilaç etkisiz duruma geçer. Hızlı direnç oluşturan antibiyotikler arasında linkomisin, rifamisin, spektinomisin, pirazinamid örnek olarak gösterilebilir. Bakterilerin en geç rezistans kazandıkları antibiyotikler örneğin anfoterisin B, nistatin, ristosetin vankomisin vb. gibi antibiyotiklerdir.
3. Rezistans oluşumunda en önemli olgulardan biri de, bu niteliğin taşınması (bulaşıcı rezistans) dır. Dirençli bir bakterinin bu özelliği genetik olarak kromozomlarla veya kromozom dışı diğer bakterilere geçebilir. Bulaşıcı rezistans üç şekilde geçer : a)transformasyon: Parçalanan, eriyen donör hücrelerinin DNAr17;sı alıcı hücreye girer. Gelişmekte olan bakterinin DNAr17;sı da direnme niteliği kazanır. Bu taşınma DNA moleküllerinin tümüyle olmayıp fragmanlar şeklindedir. b)transdüksüyon: Büyük veya küçük gen parçaları fajlar aracılığı ile üremekte olan bakterilere geçirirler. Bu fajların kapsadıkları dirençli nükleik asitler bakterinin ana maddeleri arasında yer alır. c)konjugasyon: Bakterinin üremesinde yer alan seksüel alış veriş sonucudur. Geni oluşturan maddeler bir hücreden diğerine, plazma bağlantılarıyla transfer edilir.

Enfeksiyon hastalıklarında antibiyotiklere karşı rezistans görülmesi:
1. Bakterilere etkin olan maddeyi inaktive eden veya parçalayan enzimlerin oluşumu,
2. Aktif taşıma mekanizmasındaki bir blokaj veya membran perneabilitesindeki değişiklikler,
3. Antagonist sentezin artması,
4. Bakterinin metabolizmasındaki değişiklikler başta gelen faktörlerdir. Bakterilerde belirli bir antibiyotiğe karşı olan direnç, kimyasal yapı benzerliği ve etki mekanizması eşit bulunan başka antibiyotiklere karşı da oluşur.

ANTİBİYOTİKLERİN BAKTERİLERE ETKİSİ

Yaşadığımız yüzyılın özellikle ikinci yarısı yıllarından sonra, bakteri ve virüs genetiği, bunların morfolojik yapıları, kapsadıkları komplike protein, nükleoprotein ve diğer kimyasal bileşimleri, enzimleri saptanmıştır. Enfeksiyon etkenlerinin organizmada üreyip çoğalabilmeleri, patolojik yerleşimlerini oluşturabilmeleri için, gerekli olan yaşam kapsamlarının biri üzerinde etkili olabilecek antimikrobikler üzerindeki araştırmalar da yönünü bulmuş ve üretilen çeşitli antibiyotik ve kimyasal bileşimler, etki mekanizması ve kapsadıkları ana maddeler bakımından gruplara ayrılmıştır.
1. Bakterinin hücre duvarının yok edilmesi bakterinin yaşmasına izin vermez. Yoğun etkili bir antibiyotik hücre duvarının yapımını tümüyle engelleyecek olursa, bakterinin üremesi durur ve sonucunda kapsamları dağılır. Hücre duvarındaki defektler de patojen etkiyi yok edecek biçimde ise, organizmanın doğal immun karşılığı , enfeksiyon etkenini nötralize eder, hücre erir ve fagosite edilir. Hücre duvarına etkileyen antibiyotiklerde gram negatif ve pozitif bakterilere karşı bazı değişiklikler vardır bu durum duvarlarının kapsadıkları çeşitli kimyasal bileşimlerle ilgilidir.
2. Hücre zarı oluşumlarındaki bir defekt sonucunda pürin, pirimidin ve nükleotidler gibi yaşam ve oluşum maddeleri dağılır sitoplazma proteinleri hücre dışına çıkar. Bu durum bakterinin patojen etkisinin engellenmesine veya tümüyle yok olmasına neden olur. Bazı bakterilerle bazı mantarların hücre zarları, hayvansal hücre zarlarından daha duyarlıdır ve çabuk denatüre olur. Bu tipte etki yapan antibiyotikler enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde uygulanabilirler.
3. Bakteri hücrelerinde ana yaşam maddesi olan protein sentezinin önlenmesi ile ,etken patojenliğini kaybeder. Antibiyotik etki hücre duvarı ve sitoplazma ile ilgili değildir. Bu grupta bulunan antibiyotiklerin sayısı fazlacadır. Bazı antibiyotikler bakterinin ribozom birimlerini ve aminoasitlerin oluşumunu engelleyerek peptit zincirlerinin düzenini bozar, bakteriostatik (bakterini üremesini engelleyen)etki yapar. Bazı antibiyotikler de RNA oluşumunda ribozomları etkiler, makrolid gurubu ile ribozomlara katılması gereken gerçek aminoasitlerin yerini alarak bakterinin patojen kapsamlı yapımını engeller. Bazı antibiyotikler ise ribozomların doğal oluşmasını önleyerek
RNA sentezinin değişik bir yapıda gelişmesiyle RNA sentezi aşamasındaki bakterinin patojenliğini kaybetmesine neden olur.
4. Nükleik asit yapımını etkileyen antibiyotikler DNA sentezini engeller. Örneğin bu grupta bulunan Antinomisin deoksiguanosinlere bağlanarak bakteri gelişim ve patojenliğine yararsız DNAlar üretirler, ayrıca RNA sentezini de olumsuz yönden etkileyerek bakterilerin patojen niteliklerini giderirler.

ANTİBİYOTİK GRUPLARI
1.SULFANOMİDLER
Etki mekanizması, Bakterilerin metabolizması için gerekli olan para amino benzoik asit (PABA)r17;in ,üreme döneminde kullanılmasını engelleyerek bakteriostatik etki yaparlar. Bu olgunun bakteri türüne göre değişik çeşitleri vardır. Sulfanomidlerden etkilenenler:
a. folik asit biyosentezinde PABAr16;yı yapıtaşı olarak kullanan ve bunu üremekte olduğu besi çevresinden sağlamak zorunda olanlar.
b. Kendileri PABA sentezi yapan ve folik asit sentezinde ara metabolizma ürünlerinden biri olarak hazırlayan bakteriler.
c. Folik asit sentezi yapmadığı halde, bunu vitamin halinde beslendikleri çevreden sağlayan bakteriler etkilenirler.
-LAKTAM GRUBU2. ANTİBİYOTİKLER
a. Penisilinler:
Ortak noktaları 6-aminopenisilinatik asit (6-APA) olan geniş bir bakterisid (bakteriyi öldürücü) etkili antibiyotik grubudur. Penisilinler yalnızca aktif çoğalma durumundaki bakterilere karşı etki gösterirler. Penisilinlerin anti bakteriyel etkilerinin bakterilerde hücre duvarı sentezi için yaşamsal öneme sahip metabolizma işlevlerinin inhibisyonu ve hücre duvarına hasar veren enzimleri aktive etme yeteneklerine bağlı olduğu düşünülmektedir. Öncelikle gram pozitif bakteri enfeksiyonlarında yararlıdırlar. Duyarlı türlerde bu ilaçlara karşı rezistans oluşumu yavaştır. Makroorganizmaya primer toksik etkileri yoktur.
b. Cefalosporinler:
Bakterinin hücre duvarı biosentezini, transpeptidaslarını inaktive ederek,
penisilin penisilinlere benzer etki yapan bakterisid antibiyotiklerdir. Enterokok, proteus, psödomanas, aerobakter, pastorilla dışında gram pozitif ve negatif kok ve basiller ile tripanazom enfeksiyonlarında etkilidirler.
3. TETRACYCLİN GRUBU ANTİBİYOTİKLER
Bakterilerde protein sentezini bloke ederek,bakterisid etkili antibiyotiklerdirler. Bakterilerin m-RNA ve ribozomlarında oluşan polizomlarında ve interferensle t-RNA ya bağlı aminoasitlerini geliştiren peptitzincirlerinde blokaj oluşur, ikincil olarak mitokondrilerdeki oksidatif fosforilizasyon da bu yoldan etkilenerek bakteri virulansı yok olur ve üremesi durur.
Etki alanı oldukça geniştir. Anaerob ve sporluları da içeren gram pozitif kok ve basillerin, spiroket, leptospira, rikettsia, betsoia gruplarının ve yüksek dozda verilirse amip ve aktinomiçet enfeksiyonlarının tedavisinde yararlıdır. Tetrasiklinlere proteus, psödomonas, klepsiella, aerobakter enterokoklar, protozoer ve mantarlarla virüsler dirençlidir.
4. AMİNOGLYCOSİD GRUBU ANTİBİYOTİKLER
Bakterilerin ribozom strüktürünün bağlantısını etkileyerek, peptid bileşimini engeller, bu nedenle bakterisid tirler.

a. STREPTOMYCİN
Antibiyotik, düşük dozlarda bakterinin üremesi sırasında ribozomlara yanıltıcı bilgi transferi ile bakteriostatik , yüksek dozlarda ise hücre protein sentezini inhibe ederek patojenliğe yararsız proteinlerin oluşumu ile bakterisid etki yapar. Ayrıca bakterinin nükleik asid metabolizmasına, RNA sentezine de etkilidir. Sitoplazma membranının permabilitesini bozar, bakteri yaşamı için gerekli bileşimlerin kaybolmasına neden olur. Bakterilerde kromozom veya epizom enzimleriyle streptomisini inaktive eden bir rezistans oluşur, bulaşıcı bir rezistanstır ve üremekte olan diğer bakterilere de hızla geçer,özellikle tüberküloz klinik tedavilerinde önemlidir.
b. GENTAMYCİN
Gram negatif bakteri ve özellikle diğer antibiyotiklerin yararsız kaldığı enfeksiyonlarda uygulanır. Bakterilere etkisini, streptomisinde olduğu gibi RNA oluşumu ve sitoplazmada protein sentezindeki yetersizlik ile sağlar.
c. KANAMYCİN
laktam halkalı antibiyotiklerle sinerjik etkilidir. Lâboratuar denemelerinde düşük dozları bakterilerin ribozomlarını translasyon döneminde etkilemesiyle bakteriostatik, yüksek dozları protein sentezini engellemesiyle bakterisid tirler. Gram negatif bakteri enfeksiyonlarında yararlıdırlar.
d. CHOLORAMPENİCOL
Bakteri ribozomlarında RNA bağlantılarını etkileyerek, polizom oluşumu ile, intrasellüler protein sentezini engeller. Gram negatif, bazı gram pozitif bakterilere ve rikettsia, bedsonia gruplarına, spiroket ve leptospiralara, aktinomiçeslere normal tedavi dozlarında bakteriostatik etkilidir.
5.MAKLOİD GRUBU ANTİBİYOTİKLER
Etki mekanizması tetrasiklinr17;e benzer. Bakterilerin üremesi sırasında gelişmekte olan peptit zincirlerinin, interferans mekanizması ve aktif aminoasidlerin translasyonu ile,bakteri ribozomlarında protein sentezi inhibe edilir. Bu yolla birincil bakteriostatik etki oluşur. Genellikle gram pozitif koklara, bazı sporlu bakterilere, bazı brusellalara ve aktinomiçetlere etkilidirler.
a. ERİTROMYCİNÖnerilen tedavi dozlarında birincil bakteriostatik, fakat çok duyarlı bazı streptokok, stafilokok, neisseria ve hemofilus türlerinde yüksek dozlarda bakterisid etkilidir. Bakteri ribozomlarına bağlanarak aktive aminoasidlerin translasyonundaki blokaj protein sentezini inhibe eder.
c. LİNKOMYCİN ve CLİNDAMYCİN
Genellikle bakteriostatik yüksek dozlarda bakterisid etki yapan antibiyotiklerdir. Enterokoklar dışında gram negatif kok ve basillere, neisseria, mikoplkazma ve anaeroblara etkilidirler

30 Ekim 2008 Perşembe

Balik Kadini neymis vay be ... bravo





Balık kadınları
Sağa doğru uzayan sıraya girin. Ama lütfen hepiniz birden üşüşmeyin. Her erkeğe yetecek sayıda Balık Kadını bulunmayabilir. Ama bu, sırayı töreyi unutmanız için bir sebep değil ki! Sıranızı beklemek ve şansınızın yaver gitmesini dilemekten başka çareniz yok.”

İşte, Balık Kızları’nın erkekleri ne derece etkilediklerini anlatan keyifli bir tanım.

Astrolog “Linda Goodman” esprili diliyle ifade ettiği bu sözlere aynen katılıyorum. Ve erkeklerin Balık Kızlarını neden bu derece çekici bulduklarını da şu sözlerle açıklıyor;

“Astrolojiyi bir kenara bırakın. Zaten Balık Kadınının büyüleyici güzelliği dilden dile dolaşır. Onun da kuşkusuz olumsuz yanları vardır, ama ilk bakışta o, her erkeğin üniversite sıralarındaki aşkıdır.

Belki biraz da Playboy tavşanı olması buna tuz biber eker. Şunu da kabul etmek zorundayız ki, bu kadının modern ve özgürlükçü olması, o dökme demir gibi görünüşüyle birleşince, Balık Kızının değerini büsbütün yükseltir.

Kadınca gizemden yoksun bunca kadın, aşkların yolunu karartan bir bulut oluştururken, o, uslu, güzel, çaresiz Neptünlü yaratık, çevresine üşüşen erkekleri kocaman sopalarla geri püskürtmek zorunda kalabilir.”

Bütün bunların üstüne söylenecek tek kelime yok. Erkeğin üzerinde erkekliğini ortadan kaldıracak türden bir baskı yaratmayıp tersine bütün dişiliği ile erkeğin kendini güçlü hissetmesini sağlayan bir kadın karşısında hangi erkek kayıtsız kalabilir?

Espriler bir yana Balık Burcu biliyorsunuz su burçlarından biridir. Ve aynı zamanda dişidir.

Yani, ateş ve hava grubu burçları maskülen (erkek), toprak ve su grubu burçları feminen (dişi) olduğu için, Balık Kızları doğal olarak dişi enerjiye sahiptir. (Tabii doğum haritasında maskülen etkilerin çok yoğun olduğu durumlar hariç.)

Balık burcunun iki yöneticisi olduğunu daha önce belirtmiştim. Fakat, tekrarlamakta hiçbir sakınca görmüyorum. Balık Burcunu yönetenlerden biri, bolluk ve şans gezegeni Jüpiter’dir. Eh, Jüpiter’in de her konuda olduğu gibi aşk konusunda da kısmetini artıracağı açıkça söylenebilir.

Tıpkı Yay gibi Balıklar da çift kısmetlidirler. Durum böyle olunca da bir Balık Kızının etrafında birden fazla erkeğin pervane olmasında şaşılacak pek fazla bir şey yok.

Bir de buna Nepton’ün verdiği gizem ve duyarlılığı ilave edecek olursanız, Linda Goodman’ın esprili tanımının hiç de boşuna olmadığını anlarsınız. Ve bunların üstüne Goodman Balık Kızlarını bütün burçların arasında en tehlikeli “öteki kadın” olarak nitelemektedir. Doğrusu bu açıdan baktığınız zaman hiç de hoş bir tanımlama olarak görünmüyor.

Karşılaştığı tüm sertlikler karşısında yumuşaklığını korumayı başaran Zodyak’ta başka bir burç yok gibidir. Elindeki çay tepsisiyle size servis yaparken zarif hareketleri, telaşsız inceliği ve yumuşak gülümsemesi karşısında gevşediğinizi hissedersiniz. Ve ona baktıkça ne kadar tasasız ve rahat olduğunu görüp siz de rahatlarsınız.

Ancak, durum hiç de göründüğü gibi olmayabilir. Aslında sizin gördüğünüz tam da anladığınız gibidir. Fakat, hiç de tasasız ve sıkıntısız bir hayatın içinde gelmemektedir.

Yani siz onun nelerle mücadele etmek zorunda kalmış olduğunu anlayamazsınız. Daha doğrusu görüntüsüne bakarak anlamanız mümkün değil. Çünkü, o hiçbir zaman verdiği savaşın izlerini yüzünde taşımaz. Ve davranışlarıyla yansıtmaz.

Ona baktığınız zaman yumuşacık huzur yayan bir sükunet içinde bulunduğunu görürsünüz. Tabii bu derece rahat bir görünüş de ancak, kaygısız bir hayatın yaratacağı sonuç olduğu için, onun dertleri olabileceği aklınızın ucundan bile geçmez.

Zaten dertleri ve üzüntüleri olan birinin böyle davranması da pek akıl alacak bir iş değildir. O yüzden de kimsenin bir Balık Kızına bakıp onu anlayabilmesi mümkün değildir.

SEVİLMEK İSTER

İşin tuhaf tarafı da işte buradadır. Onun da anlaşılmak gibi bir derdi yoktur. O sadece sevilmek ister. Sevdiğinin yanıbaşında bulunması onun için yeterli olacaktır. Nasıl olsa o, Jüpiter ve Neptün’ün yardımıyla her türlü sıkıntının içinden mucizevi bir biçimde sıyrılmayı başaracaktır. Hem de tek bir yara almadan.

Bir Balık kızını derinden yaralayacak tek şey, sevdiğinin sert, haşin davranışları ve sözleridir. Aslında normal bir Balık Kızı bunların üstesinden gelmeyi başarır. Ancak, bazı Balıklar vardır ki, mücadele etmek yerine geri çekilirler.

Tıpkı kabuğuna çekilen Yengeç gibi (hatta daha beter) kendi dünyasının karanlık sularına çekilir. Tabii bunun sonucunda yalnız, mutsuz bir Balık olup çıkar. Kendisinden kaçtığı her yerde kendisiyle karşılaşır. Ve bu karşılaşmalar ona daha çok acı verir. Ve bu duygusu öyle bir hal alır ki, öfkeyle daha derinlere dalar. Bunun sonucunda da alkol ve uyuşturuculara müptela olur.

Bir Balık kadını bu derece olmasa bile zaman zaman (Nedensiz gibi gözüken) karamsarlık duygularına kapılır. Hatta bu karamsarlığı ileriye götürüp kendini savunmasız ve silahsız koskocaman dünyada tek başına olduğu duygusuyla derin bir bunalıma dönüşebilir.

İşte böyle bir anda farkına varması gereken en önemli şeyin “kuşkular”dan arınması gerektiğini anlamasıdır.

Balık Kadını kuşkuların girdabına kapılıp çekingenlik çamuruna saplanabilir ve korkular içinde çırpındıkça daha çok batabilir. Bu konuda dostlarının ve arkadaşlarının kendi hakkındaki fikirlerini duymaya, yalnız olmadığını anlamaya ihtiyacı vardır.

SEVGİ VE DİSİPLİN

Balık Kadınları’nın iyi bir anne olduğu söylenemez. Zira çocukları karşı öylesine müşfik ve ölesine yumuşak davranır ki, disipline ihtiyacı olan çocuk aklına her eseni yapmakta kendisine hak bulur. Tabii bunun sonucunda şımarık, sorumsuz ve kendi ayakları üstünde durmayı başaramayan tipler ortaya çıkabilir. Bu nedenle sevgi ile disiplini bir arada bulundurması gerektiğini öğrenmesi lazım. Aslında pek çok Balık annelerin, çocukları üzerinde öylesine başarılı bir kontrol kurup gereken disiplini yumuşaklıkla uygulamayı başardığı görülür ki, onların çocuklarıyla ilişkilerinin mükemmel olduğunu söylemeye gerek yok.

19 Eylül 2008 Cuma

Kırmızı alarm! Kan depoları hastalık yuvası

Bağış yoluyla toplanan kanlarda hiç beklenmedik virüsler, hastalık yapan etkenler, klasik temiz kan tarama testlerinde saptanamıyor ve bu yolla bulaşan hastalıklar ölümcül olabiliyor.

New York'ta çok sayıda hastada beyinlerinde garip bir iltihaplanma saptandı. Hastalardan kimi yaşamlarını yitirdi. O güne dek kentte böylesi bir durum yaşanmamıştı. Gerçekte, batı yarıkürede ilk kez böyle bir olaya tanık olunuyordu. Hastalık, Batı Nil virüsü adıyla bilinen bir virüsten kaynaklanmaktaydı. 1999 yılıydı

Sivrisineklerden bulaşan Batı Nil virüsü bölgeyi kırıp geçirdi. 2002 yılında 416 New York'lu bu hastalığa yakalandı. Sivrisinekler yetmiyormuş gibi, kimi kurbanlar hastalığı kendilerine kan verildiğinde kapıyorlardı. Söz konusu virüs kentin kan deposuna bulaşmıştı.

Hemen kolları sıvayan bilim insanları Batı Nil virüsüyle ilgili deneyler ve testler geliştirdi ve bunları bağışlanan kanların taramadan geçirilmesi ve virüsün başkalarına da bulaşmasının önüne geçilmesi amacıyla kullandı. Ne var ki, bu yöntem yeterince güvenilir değildi.

Hep yenileri çıkıyor

Virüs, dünya üzerindeki kan depolarının saçtığı tehlikelerle ilgili bir örnek. Kan ve kandan oluşan ürünlere düzenli olarak uygulanan deneylere karşın, bilim insanları bu uğurda boşuna bir çaba harcandığından kaygılı.

En son patojenle ilgili bir deney geliştirilir geliştirilmez, yeni bir patojen boy gösteriyor. Bilim çevreleri bir sonraki patojenin çok daha ölümcül, saptanmasının çok daha güç olabileceğinden korkuyor.

Ancak bunun çok daha iyi bir çözümü olabilir. Çok sayıda şirket şimdilerde kandan bir çırpıda olabildiğince patojenin belirlenmesine olanak taşıyan yöntemler geliştiriyor.

Tüm bu yöntemlerin temelinde DNA ve RNA adıyla bilinen nükleik asitlerin kimyasal olarak etkisiz kılınması görüşü yatıyor. Böylelikle, kimliklerini saptamaya gerek bile kalmadan, virüs, bakteri ve asalakların yok edilebileceğine inanılıyor.

Massachusetts'deki Haemonetics şirketi yetkililerinden Mark Popovsky bu yöntem sayesinde kanın hastanın damarlarına ulaşmadan mikroplardan arınmış olacağına dikkat çekiyor.

"Patojen etkisizleştirme" adı verilen yöntem halihazırda sınırlı bir biçimde uygulanıyor. Ancak yöntemin güvenilir olup olmadığı ve çoğu kan ürünlerinde aynı etkiyi yaratıp yaratmadığı henüz tam bilinmiyor. Bu arada yeni bir mikrobun ortaya çıkmasının da an meselesi olduğundan korkuluyor. Uçaktan inen bir kişinin ülkeye yeni bir hastalığı bulaştırmasının işten olmadığı belirtiliyor.

Patojen etkisizleştirme

Her yıl bağış yoluyla toplanan 20 milyon litrenin üzerinde kanın kullanıldığı A.B.D, Avrupa ve Japonya'da kan aktarımı milyarlarca dolarlık bir sektör. Batı'da kan hastalara aktarılmadan önce çeşitli bileşkenlerine ayrılıyor.

Bu bileşkenler içinde en çok bedene oksijen taşıyan alyuvarlardan, pıhtılaşmayı sağlayan hücreler (platelet) ve antikorlarla başkaca önemli moleküller içeren saman renkli sıvıdan yararlanılıyor.

Kan bankalarına bağışlanan kanlar aralarında HIV, hepatit B ve C gibi birtakım virüslerin de olduğu kimi patojenleri içerip içermediklerinin belirlenmesi amacıyla taramadan geçiriliyor. Bu da, bağış yoluyla toplanan kanların şimdilerde yirmi yıl öncesine kıyasla çok daha güvenilir oldukları anlamına geliyor.

Yetersiz sonuçlar

Ne var ki, bu yöntem tarama kapsamı dışında kalan başka virüsler konusunda herhangi bir bilgi vermiyor. Bunlardan biri Chagas hastalığına yol açan ve insanlara "öpüşen böcek" adıyla bilinen böceklerden bulaşan Trypanosoma cruzi virüsü.

Kurbanlar virüsün bulaşmasından sonraki 20-30 yıl içinde kalp ya da sindirim sistemi bozukluklarından yaşamlarını yitirebiliyor.

Kan tarama yöntemleri olmakla birlikte, bunların ne denli etkili oldukları tartışılır. Güney Amerika'nın büyük bir bölümünde yaygın olarak görülen ve özellikle de kan aktarımlarından kaynaklanan Chagas hastalığı giderek A.B.D'ye yayılıyor.

Sıtma da kan aktarımı yoluyla bulaşabilen, ancak hastalığa yol açan asalağın sapatanabileceği uygun bir yöntemin bulunmadığı hastalıklardan bir tanesi.

Ayrıca bağışıklık sistemleri güçsüz olan hastalıklı, yaşlı ve çocuklar için ciddi bir tehlike arz eden patojenler var. Bunlardan biri 40 yaşına gelmeden erişkinlerin ortalama %85'ini etkileyen ve herpes ailesi üyelerinden olan cytomegalovirüs (CMV). Sağlıklı kişilerde belirtileri genelde hafif seyreden bu virüs bağışıklık sisteminin güçsüz olması durumunda zatürree ve gastroentestinal hastalıklara yol açabiliyor.

Tehlikelere gebe

Bağışıklık sistemleri güçsüz kişilerde ciddi kansızlığa neden olan ve B19 parvovirüsü adıyla bilinen bir başka patojen için de aynı durum söz konusu. HIV, Batı Nil virüsü ve SARS'ın ortaya çıkışı da her an yeni bir tehlikeye gebe olduğumuzun bir kanıtı.

Pıhtı hücreleri ve alyuvarlar DNA içermediğinden, patojenlerin etkisiz kılınması en azından kuramsal açıdan ele alındığında kana zarar vermemesi gereken bir işlem sayılabilir. Kandaki bağışıklık hücreleri DNA içerse de, alıcının dokularında herhangi bir etki yaratmaması için kanın kullanımından önce zaten yok edilmesi gerekir.

Patojenlerin etkisiz kılınması yönünde basit bir yöntem yıllardır var olmasına karşın, kanın hücre tabanlı öteki bileşkenlerine zarar verdiğinden, yalnızca plazma için uygulanabiliyor.

Ne var ki, hepatit A'nın da aralarında olduğu kimi alt türdeki virüslerle Creutzfeld-Jakob hastalığının yeni bir türüne yol açan protein parçacıkları olan prionlar bunun kapsamına girmiyor.

Yeni yöntem

Gelgelelim, hücre tabanlı kan bileşkenlerinde patojenleri etkisiz kılma yöntemlerinin geliştirilmesi yönünde son birkaç yıldır ciddi bir ilerleme kaydedildi. Pıhtı hücrelerinde kullanılabilen ilk ürün 2002 yılında Avrupa'ya sunuldu. Kaliforniya merkezli Cerus şirketi ile uluslararası bir şirket olan Baxter-Healthcare tarafından ortaklaşa geliştirilen bu yöntem pıhtı hücrelerine amotosalen adı verilen ufak bir molekülün eklenmesi ve ardından bunların UV ışınına tutulmalarından oluşuyor.

Ancak bu yöntemin sakıncası, alyuvarlardaki hemoglobinin UV ışınını emmesi yüzünden, alyuvarlarda ya da ayrışmamış kanda kullanılamamasından kaynaklanıyor. Kimi araştırmacılar da ışığa dayalı olmayan yöntemlerin geliştirilmesine çalışıyorlar.

Patojenlerin etkisiz kılınmasıyla tüm sorunların üstesinden gelebileceği görüşüne herkes katılmıyor. Kuramsal sakıncaları bir yana, kan eldeki en güvenilir tıbbi ürünlerden biri olduğundan, şirketlerin konuya bir kez daha eğilmeleri ve yöntemlerinin uzun erimde herhangi bir olumsuz etki yaratmayacağını kanıtlamaları gerekiyor.

Dahası, en güçlü yöntemlere karşı bile direnç gösteren yepyeni virüsler de ortaya çıkabilir. Bu durumda asıl önemli olan, ülkelerin bu konuda kararlı bir tavır sergilemeye ve pahalı bir süreci benimsemeye hazır olmaları.

17 Haziran 2008 Salı

Almora Candle in the Night




Your way is flame with starlights
Your soul is song in the silence
For love that inside of you
As calling of life
As calling of life


Your soul that inside of you
And your heart lonely in the night
For love that inside of you
As calling of life
As calling of life

Fly as an angel to the sky
You need only force of your heart
Your little crying heart
As a candle in the night


Gercekten süper bir şarkı sözleride oyle

16 Haziran 2008 Pazartesi

İşte size beslenme ile ilgili bazı ipuçları...

İşte size beslenme ile ilgili bazı ipuçları...

Besinlerden aldığınız enerji mutlaka dengeli olmalıdır. Bir günde alacağınız enerjinin %50-60’ı karbonhidratlardan (tahıllar), %30’u yağlardan, %10-15’i proteinlerden (et ve süt ürünleri, kurubaklagiller) karşılanmalıdır.
Taze besinler kullanılmadan önce çok iyi yıkanmalı ve kurulanmalıdır.
Sebzeler ve meyveler gerekli ise soyulmalı ve mümkün olduğunca kabuklu olarak ve çiğ, ya da az suda hafif pişmiş olarak tüketilmelidir.
Yeşil sebzeler pişirilecekleri zaman kesilmeli ve mümkün olduğunca buharda pişirilmelidir. Kök sebzeler hafif tuzlu ve ancak üzerini örtecek kadar az suda pişirilmelidir.
Ekmeği kızartmak ya da pastörize sütü kaynatmak, vitamin kaybına ve proteinlerin bozulmasına neden olur.
Satın alacağınız ambalajlanmış gıdaların üzerindeki etiketleri mutlaka okuyunuz. Paketin üzerinde; içindekiler, kalori, mineral, vitamin ve besin içerikleri ile üretim ve son tüketim tarihleri yazmayan ürünleri almayınız.
Yağlar, yaşamak için ihtiyacımız olan 6 temel besin maddesinden biridir. Enerji verirler ve A, D, E, K vitaminlerinin vücudumuza alınarak faydalı olmasını sağlarlar.
Yemek yaparken kızartma yerine fırın, ızgara, buğulama ve haşlama gibi yöntemleri tercih ediniz.
Kuyruk yağı ve tereyağı gibi, et ve süt ürünlerinde bulunan hayvansal yağlar, doymuş yağlardır ve kandaki kolesterolü yükseltirler.
Etlerin görünür yağlarını temizleyiniz. Tavuk ve balığın yağlı olan derisini yemekten kaçınınız.
Yemeklerinizde tuz yerine taze doğal otlar ve baharatları kullanmaya özen gösteriniz.
Ayçiçek, mısırözü, zeytinyağı gibi bitkisel sıvı yağlarda ve margarinlerde bulunan doymamış yağlar, kandaki kolesterolü düşürürler.
Beslenmenizde tereyağı yerine sıvı yağları ve doymamış yağlar açısından zengin margarinleri tercih ediniz. Çünkü, tereyağı kolesterol içerir, margarinler ise içermezler.
Yarım yağlı veya yağsız süt ve süt ürünleri kullanınız.
Yemeğe salata ya da deniz ürünleri gibi iştah açıcılar ya da sebzeli ve az yağlı, sıcak bir çorba ile başlayabilirsiniz.
İçecek olarak su, soda, taze meyve suyu ya da düşük kalorili içecekler tercih ediniz.
Porsiyonları mümkün olduğunca küçük tutunuz, az az, sık sık besleniniz.
Ekmek olarak mümkünse kepekli buğday ekmeğini tercih ediniz. Çünkü kepek bağırsakların daha düzenli çalışmasına yardımcı olur.
Yemeği ağır tatlılar yerine meyve, komposto ya da hafif tatlılar ile tamamlayınız. Tereyağlı ve kremalı tatlıları tercih etmeyiniz.
Kahvaltıya taze meyve ya da bir bardak portakal suyu ile başlayınız.
Salam, sosis, sucuk gibi hayvansal yağlardan ve kolesterolden zengin gıdalardan kaçınınız.
Günde en az 2 litre su içmeye gayret ediniz.
Pizza yiyeceğiniz zaman mantarlı, yeşil biberli, soğanlı, domatesli ve peyniri azaltılmış olanları tercih ediniz.
Sardalya, ton balığı, somon balığı, uskumru, midye, istiridye ve yengeç gibi deniz ürünleri, doymamış yağlar ve esansiyel yağ asitlerinden zengindir. Karides, kalamar ve ıstakoz ise yüksek oranda kolesterol içerir. Seçiminizi yaparken bunlara dikkat ediniz.
Salatalar karbonhidrat, vitamin ve lif açısından zengin besinler olduğu için bol miktarda tüketilmelidir. Tatlandırmak için sos ve krema yerine çok az sıvı yağ, sirke ya da limon kullanınız.

Küçük değişikliklerin, zayıflama sürecini uzatmaktadır. her hafta uygulamaya konulması gereken gündelik küçük değişiklikler şöyle Her gün fazladan bir bardak su için.
Asansöre binmek yerine merdivenleri tercih edin.
Her gün kahvaltı edin.
Egzersizlerin süresini her gün 5 dakika uzatın.
Aracınızı gideceğiniz yerden mümkün olduğunca uzağa park edin.
Her gün 3 büyük öğün yerine, 6 küçük öğün yemek yiyin.
İçtiğiniz süt miktarını azaltın.
Yürürken adımlarınızı hızlandırın.
Sandviçlerinizde yağ, mayonez yerine hardal, sirke kullanın.
Sağlıksız çerezler yerine sağlıklı gıdayı tercih edin.
Salatalarınıza yağ koymayın.
Meşrubat yerine su için.
Her gün 3-5 dakika gerinme egzersizleri yapın.
Kızarmış yiyeceklerden vazgeçin.
Sıkıntılı olduğunuz zaman yemek yerine, egzersiz yapın.
Küçük porsiyonları tercih edin.
Şekeri azaltın.
Günlük besinlerinizdeki kalori miktarını 100’er 100’er azaltın.

4 Haziran 2008 Çarşamba

Eğer" değil, "Çünkü" değil, "Rağmen" sevin!

Eğer" değil, "Çünkü" değil, "Rağmen" sevin!

Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış bu yazıyı. Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir diye başlıyor. Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor...


Sevgi üç türlüdür. Birincinin adı "Eğer" türü sevgi. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.

Birinci tür: Bir şarta bağlı sevgi

Toyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor. Karşılık bekleyen sevgi. Sevenini, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır. Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin? diye bağırıyor. Delikanlı "Ama baba vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın diyor. Baba daha çok kızarak delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı diyor yazar. Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı. İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu genç adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir diyor Masumi Toyotome. İlginç değil mi?

İkinci tür: "Çünkü" türü sevgi

Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (Yakışıklısın). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun. Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki. Yazar, Çünkü türü sevginin Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir egomuzu okşar. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün Eğer türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki bu tür sevgi de, yükler getirir insana. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfının en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi diye soruyor Toyotome. Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var. Birincisi; acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu. Tüm insanların iki yani vardır. Biri dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar. İkincisi de ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesidir. Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişana bozup onu terk etmiş. Daha acısı ayni kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne kurulmuş olduğundan bir günde ölmüş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş... Japon yazar toplumlardaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür diyor.

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? Ve işte sevgilerin en gerçeği:

Üçüncü tür sevgi: "Rağmen"

Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için? Eğer türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için Çünkü türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan Bir şey olduğu için değil, Bir şey olmasına rağmen sevilir. Güzelliğe bakar mısınız? Rağmen sevgi. Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına Rağmen sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına rağmen tapar. Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, ........., kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar yüreklerin en çok susadığı sevgi budur diyor. Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir. Bunun böyle olduğundan nasıl emin olursunuz?

Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. Şu soruma cevap verin diyor. Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yaşamamın ne yararı var diye sormaz miydiniz? Devam ediyor Toyotome: Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi. O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatinizi nasıl yaşardınız? diye soruyor ve yanıtlıyor: Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar.

Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor Rağmen sevgiyi. Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni Rağmen türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır. Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome. Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok? diye açıklıyor. Anlatıyor: Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var. Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda.

29 Mayıs 2008 Perşembe

Aşk; Hoşumuza Giden Bedenlerin İçine Hayal Ettiğimiz Ruhları Yerleştirmenin Adı mı?

Aşk; Hoşumuza Giden Bedenlerin İçine Hayal Ettiğimiz Ruhları Yerleştirmenin Adı mı?
Fikir Atölyesi’ne anlamlı, düşündüren hatta zaman zaman başka diyarlara götüren o kadar güzel yorumlar geliyor ki.. Her sabah, her gece, her fırsatım olduğumda çocuklar gibi heyecanla okuyorum onları.

Geçenlerde “Yüz Yıl Sonra Dünyada Bambaşka İnsanlar Olacak” yazımıza gelen bir yorum da aldı beni benden… 21. yorum, yazan Deniz.

“Hayata çok da başkalarını katmamak gerekiyor bence. İlle de her gün beni mutluluğa götürecek bir şeyler yapmak zorunda olmamalıyım. Yani bilinçli olarak. Yani tanımadığımız insanlara gülümsemek ya da birilerine beğendiğimiz bir özelliğini söylemek gibi şeylerden bahsediyorum. Tamam, bunlar insana kendini iyi hissettiriyor ama bunları yapmak için benim kendimi iyi hissediyor olmam gerekiyor önce… İçimden geldiği için yapmalıyım…

Sabah gözümü açtığım için mutlu olmalıyım herşeyden önce. Eminim o mutluluk yüzüme yansıyordur ya da farkında olmadan gülümsüyorumdur. Eğer o günü yaşayacağımın gerçekten farkındaysam karşılaştığım insanlar da benimle bu farkındalığı paylaşıyor olmalı. Çünkü onlar da bana gülümsüyorlar

Ama herzaman değil..

Çünkü bazı sabahlar o günü yaşamak için bir sebep bulamıyorum. Düşünüyorum. Yataktan çıkmak için iyi bir sebebim olmalı… Yok! Yüzyıllarca hareketsiz kalmak istiyorum. Bunu engelleyemem, insanım. Mutsuzluk da bana ait bir şey.. Onu da yaşamalıyım. Herkes yaşamalı.. Yoksa mutluluğun ayrımına nasıl varabilirim??

Farklılıksa şurada ortaya çıkıyor. Bir gün geriye dönüp mutsuz geçirdiğim zamanların sebeplerine baktığımda, gülecek bir şeyler bulabiliyorsam - ki gerçekten çok komik şeylerle karşılaşıyorsun - ‘dünya gerçekten keyifli bir yer’ diyebiliyorum…

Dünya mucizelerle ve sürprizlerle dolu.. Bence olduğu gibi kabul etmek lazım. Güzel günler kadar kötü olanlar da yaşadığımı hissettiriyor bana… Kalbimin boş olduğu günler yerine aşk acısıyla bir meyhanede içmeyi tercih ederim örneğin.. Günler hep aynı geçecekse, varsın içimde hüzün hareket etsin, gezinsin.. En azından nefesimi derinleştirir..”

Aynı yorumu ertesi günü tekrar okuduğumda sanırım beni en çok sonu etkilemişti:

“Güzel günler kadar kötü olanlar da yaşadığımı hissettiriyor bana… Kalbimin boş olduğu günler yerine aşk acısıyla bir meyhanede içmeyi tercih ederim örneğin.. Günler hep aynı geçecekse, varsın içimde hüzün hareket etsin, gezinsin..”

Aşk gerçekten de yataktan çıkmak için en iyi sebeplerden biri.

31 Aralık 2006′da “Aşk” için içimden gelenleri sıralamışım Yaşamın Listesi’ni yapan İlk 5′de.

1. Acı çekmek (bilerek, isteyerek, haz alarak)
2. Kör olmak (önceki herşeyin anlamının azalması)
3. Uğruna her türlü saçmalığı yapmaktan keyif almak
4. Adını bile duymanın sende kimyasal değişiklik yaratmaya yetmesi
5. Yaşam enerjisi (kendi varoluş farkındalığının doruk noktası)

Mutlaka sizin de kendinize özgü bir hikayeniz var aşk için. Hele yaşadıysanız onu… Sizde bıraktığı izler olumluysa, o aşk yanı başınızdaysa bugün de, buraya farklı şeyler yazacaksınız. Acısı kalmışsa yüreğinizin bir yerlerinde… O zaman başka.

Ama hepsi aşk.

Aşıkken kaçımız aşkın sebebini sorgular ki. Onu doyasıya yaşamak varken…

Bugüne kadar İlk 5′deki yazıya gelen 77 yorum içinde aşka dair o kadar muhteşem anlatımlar var ki, bazılarını paylaşmak istiyorum sizle. Hepsi farklı katılımcılardan…

- Hoşumuza giden bedenlerin içine hayal ettiğimiz ruhları yerleştirip adına “aşk” diyoruz.

- Aşk, karşındakini bulunmaz hint kumaşı sanmanla hıyarın teki olduğunu anlaman arasında geçen zamandır.

- “Bir gün beni bırakıp gidersen ben de seninle gelebilir miyim” dedirten durum.

- “Dünyaya bir daha gelsem sevgilim arar bulur yine seni severim” diyebilmektir aşk.

- Aşk yirmi yaşında bir kızın mühürlü dudakları, yasaklı elleridir. Ve o ellere dokunup o dudakları doyasıya öpmek caizdir.

- Gelip geçicidir; üstelik geleceği ve gideceği zamanı söylemez…
- Çilek tadındadır.
- Ekmek, şarap, sen ve ben…
- “İyi ki varım” diyebilmek…
- Gözlerine bakarken ağladığını farketmek.
- “Zarar veririm” endişesiyle dokunmaya bile korkmak.

- Günü yaşamaktır aşk;
1- Müzik dinleyerek uyanmaktır (yatakta salınarak).
2- Şıpıdık terliklerle havuza paytak paytak yürümektir (havlu POpoya dürülmüştür).
3- Gazete okuyarak, hafif bir kahvaltıdır dostlarla birlikte edilen, portakal suyudur içilen.
4- Hep beraber en kral ortama gidip akşamüstü içerek, müzik dinleyerek, dostlardır sizi sarhoş eden, şen kahkahalardır, hakikattır, sırdaştır o canlılık, arJanTİNDe en baba CAnQU’nuzdur.
5- Arabayla deli gibi evde geçireceğin ateşli dakikaları düşünerek hızlanmaktır AŞK…

- Bir gece otobüse binip bilmediğin bir şehire o’nu görmeye gitmektir…
- Geçmişin-geleceğin önemini yitirmesi, sadece o anın anlamlı olması…
- Bir gün terkedileceğini bilmek…

- “Aşk kısa süreceğini baştan bildigimiz bir şenliğe konuk olmaktır. Bir keşfetme tutkusudur. Ortak yaşamaya başlayıpta da aşık olduğumuz insanın bütün yanları, yönleri, incelik ve ayrıntılarıyla tanıdığımız zamana kadar sürer aşk. Gündelik yaşamın yavanlığı içinde aşkın görkemli parıltısı biz istemesekte solar. Vahşi doğası kaçınılmaz olarak evcilleşir. İlişkiye dinginlik ve sevecenlik egemen olur. (…) Eğer sevgiye dönüşemiyorsa biter.” (İnci Aral: ‘Anlar İzler Tutkular’) AŞIK olmamışlar da alıntı yapar böyle

- Uyanınca ilk O’nu düşünmek.
- Yatarken en son O’nu düşünmek.
- O’nunla birlikte geçirdiğin zamanın hiç bitmemesini istemek.
- Buluşmaya giderken O’nu gördüğün zamandan O’na doğru yürüyüp “nasılsın” diyene kadar ki geçen zamanda normalde dakikada bilmem kaç defa atan kalbinin ritminin normalde olduğundan bilmem kaç kat daha fazla atması (yüce Rab’bim ben mi kurdum bu cümleyi? Aşk insana neler yaptırıyor?)

- Onu düşündüğünde kalbinin şiddetinden neredeyse ağzında attığını hissetmektir.
- Ondan her ayrıldığında kokusunu ellerinden koklamaktır. Sanki elleri hep ellerinde gibi.
- Gece yatarken onun avuç içlerinde uyumak isteğidir.
- Aşkın ilk zamanlarında heyecandan hiç bir şey yiyememek, daha sonra mutluluktan yemek yiyemediğiniz günlerin acısını birlikte çıkarmaktır.
- Ve aşk ne yazık ki hayatta her zaman herşey demek değildir. Aşk uzaktan güzeldir bir kelebek gibi. Ellerine alıp sevmeye başladığında onu incitirsin ve belki de dikkatsizlik ile onu öldürebilirsin.

- Aşk bir rüya’dir, uyanınca biter.
- Aşk bir para’dır, harcanınca biter.
- Aşk bir baş kaldırıştır, idamla biter.
- Aşk bir köleliktir, azad olunca biter.
- Aşk bir arzudur, vuslatla biter.

- Aşk; beyindeki elektrik kesintisidir… Böylece vücut kalpteki jeneratör ile çalışmaya başlar. Ne yazık ki jeneratör benzinle çalıştığından maliyeti yüksektir… Geçici bir durum olduğundan elektrik gelince onu kapatırız.

- Hayatta sadece bir kere yaşanır.
- Aşk diye bir şey vardır ve sahicidir.. Yalan veya efsane değildir.. Aksini söyleyenleri kendi hallerine bırakmak en iyisi.

- Mazoşizm
- Obsesyon
- Özlemek
- Kıskançlık
- Mutsuzluk
Sonuç: uzak durmak lazım!

- Aşkı çizmek mümkündür asıl zor olan onu silmektir.
- Aşk başkalaşmaktır…

- Aşk = Hayattır.

———–

Şimdi ise merak ettiklerim geliyor:

Siz hiç aşık oldunuz mu? Neydi o?

Ben zamanında olan şanslılardanım. Ter kokusunun en güzel parfüme tercih edildiği günlerdi…

Bugün pişmanlık hissetmemem ne peki? Bunda suçu zamana atacak kadar duygusuz da değilim… O zaman?

Henüz bilmediğim başka birisiyle, bir daha, yeniden… Olur mu? Bilmem. İstemem de bilmeyi. Bozulmasın büyü.

Yoksa siz de kalbinizin boş olması yerine aşk acısıyla bir meyhanede içmeyi tercih edenlerden misiniz? İçerken eskisi mi geliyor, yoksa yenisinin hayali mi sizi çeken?

Yıllar bazı şeyleri basitleştirirken, diğerlerini içinden çıkılmaz yapıyor. O yüzden belki de bu hayat enerjimiz…

6 Mayıs 2008 Salı

YARGILAMAK

Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti. Yanmanin nedeni aksam
yedikleri degil, uyanir uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi.

Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi
bitirecekti.Aslinda bunu yapmakta geç bile kalmisti.
Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsiz uyanis
bitmeli.
Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekile
giriyordu.Süratle giyinerek disari çikti.
Bugüne kadar hiç bekletmemisti onu, simdi de
bekletmemeliydi.
Istanbul, soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu.
Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; 'Bulutlar
bizim yasayacaklarimizi biliyor. onlar bile agliyor
halimize...'

BULUSMA VAKTI...

Artik Kadiköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalik
beklemeden sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü. Simdi
midesindeki agri daha da artmisti.
Besiktas'a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç
konusmadilar. Genç kiz,
sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti.
Nereden bilecekti bugün ayrilik çanlarinin çalacagini...

Besiktas'a geldiklerinde bir cafede oturdular.
Genç kiz anlamisti
sevgilisinin kendisine bir sey söylemek


istedigini. 'Bana birsey mi söylemek

istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçirarak 'Evet'
dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne
diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye
kadar

gidecegiz?'

diye sordu. Genç k?z, 'Bunu sorma geregini niye duydun?' diye
yanit

verdi.

Genç adam söze basladi... 'Birkaç ay önce aksam 23:00 civarinda
sana telefon açip senin için yazdigim siiri okumak istemistim. Sen
bana

'Sirasi mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?' demistin. Biliyormusun o
an nakavt olan bir boksör gibi
hissettim

kendimi.

Özür dileyip telefonu kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden
hiç

istememistin. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla

birlikte sen de gelmis, Meralin 'Sen sanslisin, sevgilin sana

bakar'sözüne

'Isim yok da sana mi bakacagim, annen baksin' demistin.
Hatirladin mi?'

DUYGUSALLIGI SEVMEM... Genç kiz, 'Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum.
Hem hasta
bakıcı
gibi göründügümü de kimse söyleyemez' diye yanitladi. Genç adam
güldü,

'Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi tasidigin
sürece

hasta bakici, hemsire falan olamazsin.' Genç adam devam etti...

Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel

sözcüklerden

olusan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde
çekmedin.

Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da
mutlu etmeyi
sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok
insanlari mutlu

etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah, her aksam,
her gece

yani seni andigim her saat tatli bir mesajim vardi senin
için

biliyormusun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.'

Genç kiz anlamisti, 'Yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?'
Genç

adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin
ne

kadar

dogru oldugunu düsündü. 'Hayir' dedi, 'Sair olmani istemiyorum.

Olamazsin da... BIZ AYRILMALIYIZ.

Ayrilirsak ikimiz için de en hayirlisi olacak.'

genç kiz sasirmisti, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de
beni

sevdigini saniyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayir canim, sen
beni

sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi baska seyler konusuyor
olurduk'dedi.

Genç kizin gözleri yasarmisti. Genç adam cebinden çikarttigi
mendili

uzatti,

genç kiz gözyaslarini silerek 'Sen bilirsin, umarim beni bir
baskasi

için birakmiyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasil böyle birsey

düsünürsün,

senden baska kimse olmadi ve uzun zaman da olacagini
sanmiyorum'

yanitini verdi.

Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada
Artik iki

yabanciydilar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kiz,

'Kalkalim istersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmak

istiyorum,

istersen sen kalkabilirsin' diye yanitladi. Genç kiz 'Tamam
o zaman

sana mutluluklar

dilerim' diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli
titriyordu.
Genç adam, 'Istersen arkadas kalabiliriz' dedi ve birbirlerine
son kez sarildilar.

'BEN DOGRU YAPTIM...'

Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde yürümekten bitap
Bir haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken
kalkip ise gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi
basardi. Sabah 7'de saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep
telefonuna bakti, mesaj ve 10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu
için Duymamisti telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi.
Heyecanla mesaji açti, sunlar yaziyordu:

SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,
HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,
BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,
BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,
SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM,
VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM...

Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa siir aliyordu
ve üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi, telefonu
Yabanci bir ses açti. Genç adam 'Nalan'la görüsebilir miyim?'Dedi.
Ama karsisindaki agliyordu, hiçkira hiçkira hemde... 'Ben onun
annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar
birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce
girdim. Yavrum kendini asmisti....'
YIGILIP KALDI...
Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide
agrisinin ?ki katini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip kaldi...
Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede. Doktarlardan
biri digerine karsidaki hastanin durumunu soruyordu. Doktor yanit
verdi...

'Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi
yüzünden bir kiz intihar etmis.
O günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis.
Devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde
merak ettim. O uyurken gönderdigi numarayi aradim.
Numara 3 ay önce iptal edilmis. Gelen mesajlarda bir
siir var.
Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladigim
Kadariyla siiri yazan çok duygusal biriymis...

'ÇEVRENIZDEKI INSANLARIN NE HISSETTIGI YA DA NEDÜSÜNDÜGÜNDEN O KADAR EMIN
OLMAYIN, BAZEN BIR KALBIN,IÇINDE NELER SAKLADIGINI ÖGRENDIGINIZDE
HERSEY IÇIN ÇOK GEÇ OLABILIR...'

5 Şubat 2008 Salı

Ardinc Yagi

Sifali bitkilerin bazilari ucucu yag adi verilen ve etki gucu
oldukca yuksek yaglar ihtiva ederler.
Ardic yagi, kekik yagi, gul yagi gibi.
Bu yaglar, cok miktarda bitkinin islenmesiyle az miktarda elde edilirler.
Oldukca yogun bir icerige sahip bu yaglari mutlaka d
ozajina uygun kullanmak gerekir.

Onlardan biri de ardic yagi.
Pek cok insanin daha once adini bile duymadigi,
ama kullanip etkisini gordukten sonra,
vazgecilmezi haline gelen ardic yagi,
bir cok insanin hayatinda kucumsenemeyecek degisikliklere yol acti.
Onlarin hayatini cok olumlu etkiledi.
Pek cok insana sifa kaynagi oldu.
Onu taniyip kullandiginizda, gercekten de ne kadar mucizevi
bir yag oldugunu sizin de onaylayacaginiza eminim.

Simdiye kadar pek cok bitkiyi tavsiye ederken,
uzun sureli kullanimin sart oldugunu belirttik.
Ama ardic yagini uzun sureli kullanamiyoruz.
4-6 haftalik bir kullanimdan sonra mutlaka birkac haftalik
bir ara vermek gerekiyor.
Ardic yagi bobrek hastalarinda ve hamilelerde kullanilmaz.
Dahilen alimlarda kesinlikle belirtilen miktarin uzerine cikilmaz.
Haricen kullanimlarda ise sure ve doz kisitlamasi soz konusu degil.

Bakin ardic yagi hangi hastaliklarda bize yardimci oluyor:


KANİ TEMİZLER…

Ardic yagi kani temizler, kandaki zehirli maddeleri disari atar.
Kan yoluyla olusan hastaliklara da engel olur.
Ayrica kansizliga iyi gelir.vucuttaki toksinleri temizledigi, iltihaplari soktugu,
tikanikliklari acip temizledigi icin arindirici bitkisel kurlerde yer almaktadir.

GRİP ARTİK SORUN DEGİL…

Hic unutmam, bundan 5-6 yil kadar once misafirlerim vardi ve
onlardan bir tanesi oldukca rahatsiz gorunuyordu.
Arkadasimin bu hasta hali beni rahatsiz etti.
Konusurken aile boyu griplerinin cok agir gectigini, en az 10 igne kullanmadan
kendilerine gelemediklerini anlatti.
Hemen orada ona , ardic yagi damlatilmis bir kesme seker ikram ettim.
Arkadasim etkisini hissetmis olacak, giderken bana ardic yagiyla ilgili
sorular sormaya basladi.
Sonra ardic yagi temin edip kullanmis ve hastaligini kolayca tedavi etmeyi basarmis.
O gunden sonra ne zaman karsilassak, ardic yagi sayesinde ignelerden
kurtuldugunu soyler, kendisini ardic yagiyla tanistirdigim icin tesekkur eder.

Ardic yaginin grip ve soguk alginligindaki etkisi gercekten de denemeye deger.
Hele bir de soguk alginligina yatkinsaniz, gripleriniz cok agir geciyorsa,
ne kullanirsaniz kullanin fayda vermiyorsa
en kisa zamanda onunla tanismalisiniz.
Onu kullanip, etkisini gordugunuzde bana hak vereceginize eminim.
Bugune kadar pek cok insan onunla sifayi yakaladi,
ona alisti, onu evinin bir numarali ilaci yapti.

Ailemizde de en sik basvurdugumuz ilaclardan birisidir ARDİC YAGİ.
Vucudumuzda azicik bir kirginlik hissettigimizde,
hemen ardic yagi kullanmaya baslariz.
Onunla grip cogu zaman baslayamadan biter.
Bazen de baslar, ama etrafimizdaki insanlardan cok daha kisa surede
ve hafif atlatiriz. Ustelik hicbir kimyasal ilac kullanmadan.
Ardic yagini dozajini dusurerek cocuklarimiza da veriyoruz.
Kisa surede etkisini goruyor, antibiyotiklere muhtac olmamanin
huzurunu yasiyoruz.

ARDİC YAGİ ayrica vucut atesini de dusuruyor, soguk alginliginda
cok ihtiyac duydugumuz terlemeyi saglayarak,
vucuttan toksin atilmasini temin ediyor.


SİNUZİTE ARDİC YAGİ…

Sinuzit zor bir hastaliktir. Ozellikle de kis aylarinda.
Sinuzit sogugu hic sevmez ve en ufak bir usutmede kendini gosterir.
Burun tikanikligiyla birlikte gorulen bas agrilari dayanilmaz olabilir.
Tikanik burnunuzu acmayi cogu zaman basaramazsiniz.
İste bu durumda ARDİC YAGİ buyuk yardimci.
Burundan teneffus edildiginde tikali burnu aciyor, sinusleri bosaltiyor,
iltihabi sokuyor. Sinuslerin bosalmasiyla buyuk rahatlama saglandigi gibi,
buna bagli bas agrilari da sona eriyor.
Sinuzit tedavisinde ardic yagi burundan teneffus edilerek uygulanir.
Bunun yaninda dahilen almak da, iltihap sokulmesine yardim edeceginden etkiyi artirir.


ROMATİZMA, ARTRİT VE GUTTA…

Bu uc hastalikta ardic yagi vucuttaki fazla suyu atarak,
rahatlamaya sebep olur.
Eklem ve kas agrilarini yatistirir, hareket kabiliyetini artirir.
Dahilen kullanimin yani sira, agrili bolgelere zeytinyagiyla 1/10 oraninda karistirilarak
masaj yapilmasi buyuk fayda saglar.
Ardic yagiyla yapilan masajlar carpma, burkulma, ezilme gibi durumlarda da etkilidir.


SELULİT PROBLEMİNİZ Mİ VAR…

Bitkisel yaglar kullanilarak tedavi yapilan aromaterapide,
ardic yagi selulitte basariyla kullanilmaktadir.
Sizler de eger selulitlerinizden kurtulmak istiyorsaniz,
ardic yagiyla duzenli masajlar yapabilirsiniz.


ÖKSÜRÜK, BRONSİT, ANJİN VE BOGAZ İLTİHABİNDA…

Butun bu hastaliklarda ardic yagi kisa surede etkisini gosterir,
buyuk rahatlama saglar.
Dozajina dikkat etmek ve uzun sure kullanmamak sartiyla
cocuklariniza da rahatlikla ardic yagi verebilirsiniz.
Ayrica inatci oksuruklerde ardic meyvesinin kaynatilmasiyla yada
kaynayan suya biraz ardic yagi katilmasiyla uygulanacak buhar teneffusunun de
cok faydali oldugunu, kendi deneyimlerime dayanarak belirtmek istiyorum.


İDRAR SOKTURUCU…

Ardic yagi idrar sokturucu ozelligiyle bilinir.
O, idrar soktururken, vucutta birikmis olan suyu da atar.
Hastalik sonrasi nekahet doneminin kolay atlatilmasini saglar.


ADET SANCİLARİNA FAYDALİ…

Ardic yagi adet sancilarini dindirir.
Adet sokturur. Rahimdeki iltihaplari temizler,
beyaz akintilara da iyi gelir.


SEKER HASTASİYSANİZ…

Seker hastalari da zaman zaman ardic yagindan faydalanabilirler.
Ardic yagi pankreasi olumlu etkiler.
Kandaki seker miktarini dusurur.
Bedende genel bir iyilesme saglar.
Seker hastasi bir yakinimiz var.
Seker hastaligiyla alakali mi bilinmiyor ama,
vucudunun cesitli yerlerinde yara benzeri olusumlar meydana geliyormus.
Doktorlar bunun ne sebebini, ne de caresini bulabilmisler. İnanamayacaksiniz
ama bu rahatsizliga ardic yagi care oldu.
Tavsiyemiz uzerine ardic yagi kullanmaya basladi.
Bize bildirdigine gore, ardic yagi kullandiginda yaralar kayboluyor,
biraktiginda ise tekrar cikiyormus. Sebebi ve caresi bilinmeyen bir hastalikta,
elde edilen bu etki, sizce de ardic yaginin buyuk bir basarisi degil mi?


HAZİMSİZLİK VE GAZ PROBLEMİNE…

Ardic yagi sindirimi uyarir, hazmi kolaylastirir, mide ve bagirsak gazlarini
izale eder. Ardic yagini kullanan bir cok kisiden gaz problemlerine care oldugunu
bizzat isittim.
Midesinde surekli sislik, dolgunluk hissedenlere de ardic yagi faydali olacaktir.
Ardic yagi ayrica agiz kokusunu da, izale eder.


MESANE İLTİHAPLARİNDA…

Ardic yagi bobrek rahatsizliklarinda kullanilmaz, ama soz konusu olan
mesane ve idrar yollari enfeksiyonuysa cok iyi bir antiseptiktir.
İdrar yollarini temizler, iltihabi soker atar.


CİLT HASTALİKLARİNİZA CARE OLABİLİR…

Antiseptik oldugu icin haricen kullanimla bir cok deri hastaliginda faydasi gorulecektir.
Kasinti, egzama mantar hatta sedef benzeri rahatsizliklar icin onu deneyebilirsiniz.


KULLANİM SEKİLLERİ

1- DAHİLEN:
Kesme seker uzerine 5-6 damla ardic yagi damlatilip,
dil uzerine konularak yavas yavas emilir.
Ya da ayni miktardaki ardic yagi
az bir su uzerine damlatilarak icilir. ( gunde 3 defa)

2- BURUNDAN:
2 kucuk pamuga 4-5 damla damlatilir ve 2 burun deligine konulur.
Nefes alirken pamuktan suzulen hava 15-20 dakika teneffus edilir.
Gunde bir veya iki defa yapilabilir.

3- HARİCEN: Romatizmal hastaliklarda, agriyan yerlere zeytinyagiyla
1/10 oraninda karistirilarak elde edilen karisim ilgili bolgeye surulerek masaj yapilir.
Cilt hastaliklarinda ve selulitte ise dogrudan kullanilir.